İşçinin Hakkını Marksizm Değil, İslam Teslim Etmiştir
Marksizm, aslında kapitalizme/vahşi kapitalizme tepki olarak ortaya çıkmış bir ideolojidir. Marks, kapitalizmin “Ücretin Tunç Kanunu” diye adlandırılan ve işçileri uzun saatler çalıştırıp; sadece fizyolojik ihtiyaçları asgari düzeyde karşılayacak sefalet ücreti ile çalıştırmalarına isyan etmiş ve çatışmacı bir kuram oluşturmuştur. Ancak onun bu çatışmacı kuramı yaraya merhem olmamış; aksine daha da derinleştirmiştir.
Marks, "kâra dayalı" bir ekonomik sistem olan kapitalizmin, bu kârlılığı sürdürmek için işçileri sömürmek zorunda olduğunu ve istikrarlı olamayacağını anlatır. Kâr ise, işçilere ürettikleri şeyin değerinden çok daha az bir ücret ödenmesi ile oluşan "artı değer" sayesinde oluşur. İşçiler ürettiklerinin karşılığını alamadıkları gibi, ürettikleri şey üzerinde de hiç bir söz hakkı sahibi olmadıkları için makineden farksızdırlar. Marks bunu "işçinin ürettiği şeye yabancılaşması" olarak tarif eder[1]. Aslında Marks, işçinin ürettiği miktar ile aldığı ücretin doğrusal orantılı olması gerektiğini savunur. Yani işçi ne üretiyorsa o onun hakkıdır, der. Ancak burada akla şu geliyor; eğer işçi ürettiğinin hepsini alacak olursa, işverenin hakkı ne olacak? Marks, burada işverene karşı bir çatışma içindedir ve işvereni göz ardı etmiştir. O zaman işveren ne diye işçiyi çalıştırsın ve neden üretim yapsın, sorusu akla geliyor. Bu bağlamda Marks’ın teorisi iflas etmiş oluyor ki, zaten dünyada bu teori kısa süreli bir tutunma devresi geçirdikten sonra iflâs etmiştir. Hatta şu anda komünizmle yönetildiği zannedilen Çin bile, artık uygulamalarında serbest piyasa ekonomisi içinde yerini almış bulunmaktadır.
Marksizm, uzun yıllar iktisadi bir doktrin olarak ele alınmıştır. Sebebi ise Marks’ın en önemli eseri olarak kabul edilen ve kapitalizme bir tepki olarak kaleme alınan “Das Kapital (Sermaye)” isimli eseridir. Marks bu eserde, kapitalist ekonominin eleştirisini yapmaktadır. Marks’ın buradaki başlıca amacı, kapitalist ekonomik düzenin yerine; kolektivist bir ekonomik düzen getirmektir. Bu yüzden, Marksizm’i sadece bir siyasî düşünce sistemi olarak ele almak doğru değildir. Marks, bu eserinde insan, devlet, tabiat, tarih ve ilahiyat meselelerini de ele alarak, bu problemleri teorik ve pratik olarak çözmeyi hedeflemiştir[2]
Marks’ın teorisine karşı yüce dinimiz İslâm en uygun çözümü sunmuş ve işçi ile işveren arasındaki anlaşmazlığa güzel bir öneri sunmuştur. Bu öneri Hz. Peygamber’in (SAV) şu Hadis-i Şerifiyle takdim edilmiştir: “İşçinin hakkını teri kurumadan veriniz.” Yani işçi çalıştıran işveren iki şeye azami ihtimam göstermelidir:
İşçinin hakkını tam olarak vermeli,Ve teri kurumadan; yani zamanında ödemelidir.Bu iki kuralı, modern iş hayatında en uygun bir şekilde çözüme kazandıran emek-ücret sistemi ise “Akort Ücret” sistemidir. Bu sistemde işçi hakkını performansa ve verimliliğe göre almakta; yani ne kadar çok üretirse ve faydalı olursa, o kadar çok ücret almaktadır. Diğer bir ifadeyle “Ne kadar ekmek o kadar köfte” yemektedir. Bu sistemi prim sistemi olarak da adlandırabiliriz. Bilindiği gibi prim sisteminde bir pazarlamacı ne kadar çok satış yaparsa, o kadar çok prim; yani ek ücret almaktadır.
Yukarıda bahsedildiği gibi, Marks, çatışmacı bir kuramı esas almıştır. Bu bağlamda Marksizm’in temel kuramı işçi ve işveren arasındaki sınıflar savaşı kuramıdır. Kullandığı metot ise, “Diyalektik Materyalizm[3]” olarak adlandırılır. Marx Hegel'den aldığı ancak kendi deyimiyle Hegel'de baş........
