Tavaf Nedir ve Niçin Yapılır?
(ALLAH’A MİSAFİR OLMAK - 3)
Tavaf kelimesi lügatteki anlamıyla, kutsal sayılan bir yerin/şeyin etrâfını dolaşmak, dönmek veya ziyâret etmektir. Istılahta ise, Kâbe’ye nisbetle, İslâm’ın beş şartından biri olan hac (veya umre) ibadeti sırasında, Allah katında dünyadaki mekânların en şereflisi diye belirtilen Beytullah’ın etrafında Hazreti Peygamber Efendimizin (sav) yaptığı gibi yedi defa dolaşmak, diye tarif edilir.
Tavaf kelimesi Kur’an’daki birkaç sûrede “Yetûfû” (tavaf ederler) tâbiriyle birkaç âyette zikredilir: وَیَطُوفُ عَلَیْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ (Tûr, 24) “Sedeflerinde saklı incilere benzeyen genç hizmetçileri etraflarında dönüp dururlar.” “Yetûfû” tâbiri Vâkıa sûresi, 17., İnsan Sûresi, 19. ve Kamer Sûresi, 44. âyetlerde benzer mânâyla, bir şeyin etrafında dönme, dolaşma, iki şey arasında gidip gelme diye beyan edilmiş.
Yeryüzünün bu en mukaddes mekânı olan Beytullah’ta yapılan tavaf sırasında yedi defa dönmenin sebebi, sırrı ve hikmeti nedir, sualinin âyet ve hadislere dayanan kesin cevabını, araştırdığım hiçbir kaynakta bulamadım. Bu konuda bazı âlimlerin kanaatleri ile tasavvuf büyüklerinin yazıp söylediklerine göre; Kâbe’nin etrafındaki tavaf, Allah’ın birliği olan tevhid fikrini temsil eder. Tavafta mü’minlerin birlikte ibadet etmelerinin sosyal hayata bakan mânâsı iman ve ortak inanç birliğinden ayrılmamak ve bu birliği korumaya gayret etmektir. İnsanın kişisel hayatına bakan tarafı ise daha derin mânâları ihtiva eder.
Şöyle ki; Gökler ve yerler yedi kattır. İnsandaki nefis de yedi tabaka veya merhaledir. Tavaftaki her bir dönüş bir safha, bir merhale, bir menzil aşılıp yedi kat göğün üstüne çıkılarak maddî âlemlerin ötesine yükselmeyi temsil eder. Tasavvuf anlayışına göre, mânevî dünyamızda yedi basamaklı olan nefsin en aşağı seviyesi nefs-i emmâreden sıyrılıp kemâle ere ere kulluğun övülmüş mertebesi olan nefs-i mutmaineye doğru yol almak, hayvânî (biyolojik varlık) halden kurtulup, insaniyete lâyık zirveye, rûhânî hayat mertebesine yükselmektir. Bir şeyin etrafında pervâne olup dönmek aşkı ve âşık olunana kopmaz bağlılığı ifâde eder. Bu kabule göre, İslâm dininin sembolü olan Kâbe’nin etrafında dönmek, Allah’ın yoluna gönül vermek, Allah’ın kutsadığı makâmın etrafında deveran etmek, Allah'a bütün kalbiyle bağlanmak ve onun için her şeyini fedâ edebileceğini gösteren bir harekettir.
Mescid-i Harâm’a Selâm Kapısı’ndan girmek sünnettir. Tavafa, Kâbe’nin güney doğu köşesinde bulunan ve siyah taş anlamındaki Hacer’ül Esved’in hizasından, Kâbe tavaf edenin sol yanında kalmak sûretiyle başlanır. Hacer’ül Esved’in olduğu mevki Mescid-i Harâm’ın çoğu zaman büyük izdiham yaşanan en kalabalık olduğu kısmıdır. Yoğunluğun sebebi tavaf için yüzlerce ziyaretçi Metaf’a buradan girip okyanuslardaki girdapların çekimine kapılmış gibi Kâbe’yi tavaf ettikten sonra daldıkları derinlikten çıkarcasına, yine yüzlercesi aynı yerden veya bir sonraki noktadan çıkarak aktıkları mecralara geri dönmeleridir.
Bir tavaf yedi şavt (tur)dan ibarettir ve Kâbe’nin etrafı dönülerek başlanan noktaya gelinince bir şavt biter, aralıksız olarak yedi şavt ile bir tavaf tamamlanır. Tavaf eden hacı veya ziyaretçi devamlı Kâbe’ye bakar; onu seyreder, heybetini ve yüceliğini tefekkür eder. Allah da dâima kulunun kalbine bakar, ibadetteki ihlâsına, ciddiyetine ve samimiyetine göre onu dikkate alır ve değer verir. Çünkü âyette şöyle buyurulur: وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواؕ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا یَعْمَلُونَ (En’am, 132) “Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.” Keza, bir diğer âyette yine kulda Rabbine karşı ibadetinde samimi olması istenir: قُلْ اِنّٖٓی اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّٖینَۙ (Zümer, 11) “De ki: “Kuşkusuz bana, kendisine ihlâs ile (içten bir inanç ve bağlılık göstererek) Allah’a ibadet etmem emredildi.”
TDV İslâm Ansiklopedisi’nden bir kısmı verilen şu bilgiler Hacer’ül Esved’in önemini ifade eder: “Hz. Ali’den nakledildiğine göre, Hacer’ül Esved, bezm-i elestte (ruhlar âleminde) Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü (bk. el-A‘râf 7/172) içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir (Ezrakī, I, 324; Süheylî, II, 273).
“İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacer’ül Esved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere (selâmlayanlara) şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir. (İbn Mâce, “Menâsik”, 27; Tirmizî, “Ḥac”, 113). Diğer bir hadiste de, “Hacer’ül Esved’e dokunan kimse Rahman’ın eline dokunmuş gibidir.” denilmiştir (İbn Mâce, “Menâsik”, 32; Müttakī el-Hindî, XII, 219).
“Kütüb-i Sitte dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacer’ül Esved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği (ellerini tuttuğu-tokalaştığı), Hacer’ül Esved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 215, 217), Hacer’ül Esved ve Rükn’ül Yemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere kıyamet günü şahitlik edeceği (Heysemî, III, 242; Müttakī el-Hindî, XII, 219) şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır.”
Kudsîyetine dâir bütün bu rivayetlere rağmen tavafta izdiham olduğu zamanlarda Hacer’ül Esved’in öpülmesi veya ona........
