menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Görünmeyen Gözle Görerek Yol Almak'

5 0
23.05.2026

​Gören gözleri olmayanların görerek yaptığı faaliyetler, Gören’in görmesini isbat eder.

​Mülk alemine, maddeten karanlık ve şuursuz zannedilen unsurlara mana-yı harfî nazarıyla bakıldığında, kâinatta başıboş ve kendi başına bırakılmış tek bir zerre dahi olmadığı açıkça görülür. Maddenin en küçük cüzünden en muazzam hakikatlere kadar her unsur, adeta sarsılmaz bir sadakat ve fıtrî bir idrakle hareket etmektedir. Atomların ne biyolojik bir gözü ne de çevrelerini tartacak bir şuuru vardır; lakin sergiledikleri hayretengiz faaliyetler, her şeyi aynı anda kuşatan ve gören Ezeli Nazar’ı ilan eder.

Bu fıtrî ‘görme’ kabiliyetinin ve bir emir altında hareket etme sırrının okunabileceği binlerce sayfadan ikisi de okyanusun dalgaları ve gökyüzünde süzülen kartalın nazarıdır.

Bu iki farklı alem, aslında birbirine benzer bir kavisle, aynı mukaddes kanunun satırlarını okur.

Okyanusun derinliklerinden kopup gelen muazzam bir dalgayı müşahede edelim:

Dalga kıyıya yaklaştıkça, altındaki derinliğin sığlaşmasıyla birlikte kör bir kargaşaya kapılmaz. Önce yukarıya doğru büyür ve yükselir. Tam zirve noktasına ulaştığında, sanki düşeceği kumsalı, çarpacağı kayanın sertliğini görüyormuş gibi öne doğru kırılır. Kırıldıktan sonra sahile doğru genişleyerek ve yayılarak dökülür. Dalga, bu büyüme, kırılma ve genişleme geometrisiyle nerede nihayete ereceğini bilerek yol alır.

​Şimdi yüzümüzü göğe çevirelim ve yükseklerde süzülen bir kartalın bakışına odaklanalım: Kartal, kilometrelerce yukarıda süzülürken görüş açısı genişleyerek başlar. Suyun altındaki rızkını milimetrik bir isabetle gördüğü an, aşağıya doğru müthiş bir süratle alçalır. İşte o tam dalışa geçip pençelerini açtığı, kanatlarını arkaya doğru topladığı an, tıkpı o dalganın tepe noktasına ulaştığında kırılması gibidir. Havayı yara yara gelir, tam suyun yüzeyinde pençelerini genişleterek avını noktası noktasına yakalar.

​Biri suyun içinde yükselip kırılan bir dalga, diğeri havada alçalıp kırılan bir kanattır. Görme organı olmayan suyun dalgası ile gözün en keskin zirvesine sahip olan kartal, aynı kavisle, aynı “görme, kırılma ve genişleme” kanununa itaat etmektedir.

​Fizik, optik ve akışkanlar mekaniği gibi fen ilimleri, kainattaki bu “görerek yapılma” faaliyetlerini kendi formülleriyle tasdik ederek kör tesadüfü paramparça eder.

​Fizik kanunlarına göre ışık, havadan suya geçerken yoğunluk farkından dolayı kırılır. Bu yüzden suyun dışından bakan sıradan bir göz, suyun altındaki bir nesneyi olduğu yerde değil, daha yukarıda ve sapmış bir açıda görür.

​Kartal, gökyüzünün zirvesinden dalışa geçtiğinde bu optik bariyerle karşılaşır. Kartalın beyninde ne bir fizik formülü vardır ne de elinde açıölçer bir cetvel. Ancak fiziksel olarak kartalın göz yapısı, ışığın sudaki o kırılma payını fıtraten hesaplayacak şekilde programlanmıştır. Kartal, suyun altındaki balığın gerçek konumunu adeta “görerek ve bilerek” havada kendi kavisini kırar, genişleyen pençeleriyle hedefi tam on ikiden vurur. Maddeten kör ve şuursuz olan ışık dalgaları ile biyolojik bir göz, aynı optik nizamın içinde birbirine bağlanır.

​Deniz dalgalarının kıyıya yaklaşırken sergilediği o harika “büyüme, kırılma ve genişleme” hareketi, hidrodinamikte dalga sığlaşması kanunlarıyla açıklanır. Açık denizde ilerleyen bir dalga, kıyıya yaklaştıkça suyun tabanındaki sürtünmeyle karşılaşır. Dalganın alt kısmı yavaşlarken, tepe kısmı hızlanmaya devam eder ve dalga dikey olarak büyür. Dalga yüksekliğinin su derinliğine oranı kritik bir geometrik eşiğe ulaştığında, dalga dengesini kaybeder ve tam düşeceği yeri biliyormuş gibi öne doğru kırılır. Kırıldıktan sonra kinetik enerjisini kumsala doğru genişleyerek ve yayılarak teslim eder.

Fizikçi Richard Feynman’ın da dikkat çektiği gibi, kütleçekimi gibi temel kuvvetler “korunumlu” olma özelliğine sahiptir. Bir sistemde harcanan enerji ve yapılan iş, izlenen yoldan ve aradaki dalgalanmalardan bağımsızdır; başlangıç ve bitiş noktası fıtrî bir ölçüyle daima sabittir. Suyun kendisi kördür, hidrojen ve oksijen atomlarının gözü yoktur; kumsalın nerede başlayıp bittiğini kendi başlarına bilemezler. Ancak kainattaki korunumlu kuvvetlerin sarsılmaz sadakati ve hidrodinamik kanunları öyle bir işler ki, tonlarca ağırlıktaki o su kütlesi, kıyıdaki coğrafyayı adeta “görüyormuş” gibi en estetik ve nizamî şekilde yönünü bulur.

Richard........

© Risale Haber