İbn-i Arabî Hazretleri bir nurcuyu nasıl tokatlar?
Yıllar önce İhsan Kasım ağabeyden dinlemiştim: Arap dünyasından misafirleriyle muhabbet ederlerken, konu dönmüş dolaşmış, Abdükadir-i Geylanî Hazretlerinin Fütuhû'l-Gayb isimli eserine gelmiş. İhsan Kasım ağabey demiş ki: "O kitabın kerameti vardır." Misafirlerden bazıları ilk kez duydukları bu hakikate nazlanıp itiraz etmişler: "Kitabın kerameti olur mu canım?" demişler. İhsan Kasım ağabey de manaca "Hodri meydan!" deyip bir öneride bulunmuş: "İnanmazsanız tecrübe edelim. 'Bismillah' deyip bir tefeül yapın. Bakın bakalım ne çıkacak?" Hemen kitaplıktan aldıkları Fütuhû'l-Gayb'da tefeül yapmışlar. Karşılarına, hatırımda yanlış kalmadıysa, şöyle bir cümle çıkmış: "Ey helva yiyenler!" Tabii meclisteki herkesin tüyleri diken diken olmuş. Neden mi? Çünkü onlar da o sırada helva yemekteymişler. "Âmenna!" ve temenna ile kitabı yerine kaldırmışlar.
Benzer birşeyi bu yakınlarda ben de yaşadım. İbn-i Arabî Hazretlerinin 'Harflerin İlmi' isimli eserini okuyordum. 'Harflerin İlmi' aslında 'Fütuhât-ı Mekkiye'nin üç bâbının tercümesinden oluşan bir kitaptı. İçeriğinden pekaz bir kısmını kavrayabildiğimi söylesem herhalde kimseyi şaşırtmış olmam. Hazret-i Muhyiddin'in konuştuğu sema bizim idrakimizin seviyesine hiç de yakın değil. Fakat, elhamdülillah, mübarek şeyhin himmetiyle hepten ellerimiz boş dönmedik. Neyse. Tecrübeme gelirsem: Hazretin anlattıklarını okurken bir yandan da tenkid damarımı bırakamadığım için kendi kendime sayıklıyordum: "Bunu neye dayanarak söylüyor yahu? Şunu neyle delillendirebilir ki! Hem onun dediği gibi olduğu ne mâlûm." Yani kendi çukurumdan onun göğüne şımarık-muteriz taşlar atıyordum. Cahilce yıldız düşürmeye çalışıyordum. Tabii, ne taşım yıldıza yetişiyor, ne de yıldız taşımı önemsiyordu bana göre. Sırf kalbimde bir gevezelikti. Öyle sanıyordum. Fakat öyle değilmiş. Birden şu satırlara denk geldim:
"Nun harfi bir yarım küredir ve öyle acayip, öyle harika özellikler taşır ki, onları ancak teslimiyet peştemalını beline sıkı sıkıya bağlayan, boşyere itiraz edenin ve gereksiz yere konuşanın tasavvur edemediği ölümün ruhunu kendinde gerçekleştiren kimse anlayabilir..." Gel de üzerine alınma. 'Teslimiyet peştemalını........© Risale Haber
