Üstün bir ahlak ilkesi:Takvâ
Konumuz takvâ idi. O halde meseleyi yeniden merkeze alalım.
Takvâ, yalnızca “Allah’tan korkmak” diye daraltılabilecek bir kavram değildir. Takvâ, hakikat bilincinin ahlâka dönüşmüş hâlidir. Hakkı bilen kalbin, o bilginin gereğini yaşayışa taşımasıdır. Kişinin nefsini koruması, hevâsını sınırlaması, emre yönelmesi ve yasaktan sakınmasıdır. Arapça “vikâye” kökünden gelir; korunmak demektir. Fakat burada korunma, fizikî bir tehlikeden değil; anlam kaybından, savrulmadan, gafletten korunmadır.
Takvâ kalbin zâhir ve bâtın uzuvlarını Allah’ın nehyettiğinden emrettiğine intikal ettirir. Yani takvâ, sadece haramdan uzak durmak değil; aynı zamanda emredilene yönelmektir. Bir boşluk değil; bilinçli bir tercihtir. Takvâ pasif bir çekilme değil; aktif bir yönelmedir.
Takvânın zıddı emniyettir; fakat bu emniyet hakiki güven değil, gaflettir. İnsan kendini güvende hissettiğinde çoğu zaman sınırlarını gevşetir. Dünyaya meyil ve itimat arttıkça, mânevî dikkat azalır. Modern insanın temel problemlerinden biri de budur: konfor, güven ve tüketim imkânları arttıkça takvâ zayıflamaktadır. Oysa takvâ,........
