menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük İskender'den hayata bir mühim dipnot

7 0
17.03.2026

Makedonya’dan yola çıkıp Anadolu dahil Asya’nın iç kapılarına, Hindistan’a kadar muazzam büyüklükteki bir toprak parçasını hakimiyeti altına almış bir imparatordu Büyük İskender (M.Ö. 356-323).

Denir ki o, ömrü boyunca bir kere bile yenilmemiştir. Üstelik inanılmaz serüvenini sadece 33 yılın içine sığdırmıştı. Onun da zaten 10-15 yılı çocukluk...

İşte o sıradışı imparator, gezegenimizin 4 buçuk milyar yıllık tarihinin sadece 300 bin yıllık çok kısa bir bölümünde kendine yer bulabilmiş insan soyunun hayatına harika bir dipnot düşmüş. Yenilgisiz bir fâtihin 33 yıllık müthiş deneyimini muhteşem bir epigramla özetlemiş. ‘Büyük İskender’in büyük vasiyeti’ diye de adlandırabiliriz bunu.

Demiş ki genç İmparator:

“Ben öldüğümde cenazeme ülkemin dört bir yanından ve her tabakadan insanlar çağırın. Cenazemin önünden askerler yürüsün, silahlarıyla. Sağından alimler yürüsün, kitaplarıyla. Solundan zenginler yürüsün, mallarıyla. Arkasından ise fakirler yürüsün, dualarıyla…

Sağ elime altından bir küre verin. Sol elimi ise boş bırakın, mezara kadar…

En önde askerleri istememin nedeni, onca silaha ve kuvvete rağmen ölüme engel olamadığımı anlasın insanlar.

Sağ tarafımda yürüyen alimlere bakıp onca bilginin, irfanın da ölüme engel olamadığını anlasınlar.

Sol tarafımdaki zenginler malla-mülkle, arkada yürüyen fakirler ise dualarıyla ölüme engel olmayı başaramadılar; bunu, cenazeme katılan herkes görsün!

Sağ elimdeki altın küre, bu dünyada istediğim her şeyi elde ettiğimi ama boş olan sol elim, bu dünyadan elim boş gittiğimi göstersin herkese...”

Tıpkı miladın 300 küsür yıl öncesinde yaşamış Makedonyalı İskender’e benzer biçimde milattan 1494 yıl sonra Trabzon’da doğmuş Cihan Hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın da ölmeden önce yakınlarına ‘Ben ölünce bir elimi tabutun dışında bırakın. İnsanlar görsünler ki cihanın hükümdarı bile bu dünyadan eli boş gitmektedir...’ dediği rivayet edilir.

İki büyük insan, iki büyük ders…

Ve fakat ne desek boş!

Hayata kim, hangi dipnotu iliştirirse iliştirsin; insanın ihtiras geleneği -daha doğrusu ihtiraslarımızı güdüleyen genlerimiz- değişmiyor: İnsanlar, bütün dünyayı sırtlayıp öteki dünyaya götüreceklermiş gibi doyumsuzca, hışımla, bitmek tükenmek bilmeyen bir ihtirasla mal-mülk edinme derdindeler. İyilik etmek, iyilik uğruna fedakârlık yapmak, bölüşmek, paylaşmak çoktan unutulmuş. Bu bağlamda Müslüman toplumun Hıristiyan toplumdan, Yahudinin ateistten farkı yok ne yazık ki. Haksızlık ettiğimi düşünüyorsanız İsrail’deki Filistinliye, Amerika’daki Meksikalı göçmene, Fransa’daki Afrikalı sığınmacıya, Türkiye’deki Kerküklünün durumuna bir bakın. Onları duçar bırakan emperyalist doyumsuzluğa bir bakın!

Biz farklı mıyız, ben farklı mıyım, sen farklı mısın sevgili dostum?

Giderken Filistinliden esirgediğimiz hürriyeti, Meksikalıdan esirgediğimiz kıyafeti, Afrikalıdan esirgediğimiz temiz suyu ve Kerküklü kardeşimizle paylaşmaktan imtina ettiğimiz o bir dilim kuru ekmeği bile götüremeyeceğiz. Biz de İskender gibi, Kanuni gibi elimiz boş gideceğiz dünyadan.

İşte buna, çok daha yazık!

Alın size Büyük İskender’den iki büyük söz daha:

· Korkunu fethet! Sana söz veriyorum, bundan sonra dünyayı da aynı yolla fethedebilirsin!

· Denemeyi bilene imkânsız diye bir şey yoktur!

Demek ki malı-mülkü mezarın ötesine taşımak mümkün olmasa da yarını iyileştirmek, hayatı hem algılama hem yaşama biçimimizi değiştirmek ve nihayet ‘dünyayı devasa bir mezarlık olmaktan çıkarmak’ gerçekten mümkün.


© Pusula Gazetesi