menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden Yaşlanmaktan Korkuyoruz?

13 0
12.06.2026

Erzurum'da çocukluğumuzun geçtiği mahallelerde yaşlı insanlar vardı. Bazıları bastonla yürür, bazıları cami avlusunda oturup gelip geçenleri seyreder, bazıları da dükkânının önünde sessizce çayını yudumlardı. Onların yüzlerinde bugünün reklamlarında gördüğümüz kusursuz ciltler yoktu. Saçları bembeyaz, yüzleri kırışıktı. Ama garip bir şekilde çoğunda huzur vardı. Çünkü yaşlılık onlar için saklanması gereken bir kusur değil, ömrün sonbaharıydı.

Bugün ise dünya değişiyor. İnsanlar yaşlanmayı kabul etmek istemiyor. Saçın beyazlaması problem, yüzün kırışması problem, yavaşlamak problem, yaş almak problem. Öyle ki milyarlarca dolarlık yeni bir sektör ortaya çıktı: Longevity. Yani uzun ve sağlıklı yaşam endüstrisi.

Londra'da, New York'ta ve Dubai'de insanlar biyolojik yaşlarını ölçtürüyor, genetik testler yaptırıyor, kriyoterapi odalarına giriyor, yapay zekâ destekli sağlık merkezlerinde saatler geçiriyorlar. Kimileri beyni gençleştirmeye, kimileri hücre yaşını düşürmeye, kimileri ise adeta zamanı geri çevirmeye çalışıyor.

Aslında insanlık yeni bir şey yapmıyor. Yalnızca eski bir korkuya yeni isimler veriyor. Çünkü insan öteden beri yaşlanmaktan korkuyor. Belki de biraz daha derinde, ölümden korkuyor (bakınız; “Korku ve Ötesi” kitabımız.)

Oysa bizim medeniyetimiz yaşlılığa farklı bakıyordu. Bugün biohacking ve longevity adı verilen kavramların peşinden koşan insanlık, asırlar boyunca Anadolu ve Türkistan irfanının üzerinde durduğu daha derin bir soruyu çoğu zaman gözden kaçırıyor:

Ve yaşadığı yıllar onu neye dönüştürür?

Türkistan'da Ahmet Yesevi Hazretleri, bundan yaklaşık dokuz asır önce insanın asıl meselesinin uzun yaşamak değil, kemale ermek olduğunu anlatıyordu. Onun........

© Pusula Gazetesi