menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Coğrafya Kaderdir; Erzurum'da Bu Kader Vefadır

6 0
27.02.2026

İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir” derken kimseye soğuğa mahkûmsunuz demiyordu. Erzurum soğuk, dayanacaksınız gibi basit bir cümle kurmuyordu. O, coğrafyanın insanın mizacına nasıl işlendiğini anlatıyordu. Toprağın, iklimin, dağın, karın; insanın karakterine nasıl dönüştüğünü…

Ben bunu en çok Erzurum’da gördüm.

Dağlarla çevrili bir şehirde yaşıyorsanız önce sınır bilirsiniz. Karın altında aylarca beyaz bir sabırla bekliyorsanız dayanmayı öğrenirsiniz. Uzun kış gecelerinde bir arada kalmayı başarıyorsanız dayanışma ruhunuz güçlenir. Erzurum’un coğrafyası insana sadece sertlik vermez; sahiplenme duygusu verir, aidiyet verir, sorumluluk yükler ve evet, liderlik refleksi kazandırır.

Erzurum Kongre Binası’nda çalıştığım süre boyunca bunu çok düşündüm. Erzurum Kongresi yalnızca siyasi bir toplantı değildi; bir karakter beyanıydı. O gün orada birçok isim varken “Neden Mustafa Kemal?” sorusunun sorulması çok doğaldı. Erzurum kolay teslim olmaz. Güvenmeden adım atmaz. Fakat Kazım Karabekir “Ben kefilim” dediği anda şehir kararını verdi. Çünkü Erzurum’da kefalet kıymetlidir. Vefa kıymetlidir. Sevilen ve güvenilen birinin sözü, toplumsal bir teminat olur.

Ve o güvenle Mustafa Kemal Atatürk’ün

*ilk kongre başkanlığı Erzurum’dan oluyor.

Bu bir siyasi hamleden öte, coğrafyanın karaktere dönüşmüş hâlidir.

Bir ara sosyal medyada tiyatro sanatçımız Zafer Algöz Erzurum’un atasporunun “küsmek” olduğunu söylemişti. Elbette mizah yapıyordu. Ama ben o videoyu her ortamda dinletirken şunu düşündüm: Biz gerçekten çabuk küsen bir şehiriz. Fakat bu küskünlük zayıflıktan değil, gönül bağından doğar.

“Gönül umduğu yerden küser” sözü boşuna söylenmemiştir. İnsan değer vermediğine küsmez. Beklentisi olmadığına kırılmaz. Erzurum’un küsmek huyu aslında insanı çok sevmesindendir. Karşısındakine yüksek bir yer verir. O değeri karşılayamadığında kırılır. Bu bir hassasiyettir. Ve ben bunun kötü değil, karakteristik bir güzellik olduğunu düşünüyorum.

Biz sert görünürüz ama içimiz yumuşaktır. Dağlar kadar vakur dururuz ama gönül işinde narinleşiriz. Küseriz ama içimizde vefa hep canlıdır. Özür dileyeni de bağrımıza basmayı biliriz.

Aynı hakikati Anadolu’nun motiflerinde de görüyorum. Dut olan yerde dut işlenir, deniz olan yerde dümen oyası çıkar. İlçeden ilçeye desen değişir. Coğrafya nakşa dönüşür. Oya bile bulunduğu yere göre şekil alıyorsa, insan nasıl almasın?

İbn-i Haldun’un cümlesini bugün Erzurum’da yeniden okuyorum: Coğrafya kaderdir ama kader; soğuğa mahkûm olmak değil, soğukta pişen bir karaktere sahip olmaktır. Ve o karakter; liderliği, vefayı ve hatta küsmeyi bile bir erdem hâline getirebilir.


© Pusula Gazetesi