menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Âlim Çoktu Bilim Neden Yoktu?

80 0
18.03.2026

Âlim Çoktu Bilim Neden Yoktu?

Âlim Çoktu Bilim Neden Yoktu?

Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel devrimi mümkün kılan şey yalnızca bireysel dehalar değildi. Asıl belirleyici unsur bilimsel düşüncenin kurumsallaşması, finansal destek modellerinin oluşması, eleştirel tartışma ortamının gelişmesi ve bilginin sürekli üretildiği akademik kurumların ortaya çıkmasıydı.

Ergenlik ve gençlik yıllarımızda Osmanlı’nın ardı arkası kesilmeyen yenilgilerinin sebebini İslam’dan uzaklaşmaya bağlıyorduk. Cumhuriyet’in de bu uzaklaşmayı sürdürdüğü ve bu nedenle Osmanlı’nın eski ihtişamına dönmemizi engellediğine inanılırdı. Belki bu durumu gördüğünden midir bilinmez ama tarihçi Bernard Lewis’in bile bir çalışmasında “Türkler mağlubiyetlerinin sebebini yeterince gece namazı kılmamalarına bağlamışlardı” dediğini hatırlamaktayım. 

Buna karşılık Cumhuriyet’in kurucu ideologları geri kalmışlığın asıl sebebinin İslam olduğunu açıkça söylemeseler de bunu hissettiren bir söylemi üretmişlerdi. Bugün de seküler çevrelerin önemli bir kısmı İslam ile şeriatı ayırmaya çalışsa da zihinsel kaygı ve çekinceleri büyük ölçüde bu yönde kalmaktadır. Kişisel olarak ben bu durumu “açık ve gizli köylülük” diye adlandırdığım zihniyet açmazının bir yansıması olarak görmekteyim.

Bilindiği gibi Fransız düşünür Ernest Renan, İslam’ın öz itibarıyla bilimsel ilerlemeye engel olduğu tezini ileri sürmüş ve bunu uzun süre savunmuştur. Osmanlı aydını Namık Kemal buna güçlü bir reddiye yazmış, ardından Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi de yazı ve konuşmalarıyla bu savunmacı hattı desteklemiştir.

Bu yaklaşım özellikle 1980’lerden itibaren siyasal İslamcı Türk aydınlarında yeni bir biçim aldı. Artık mesele yalnızca “yeterince ibadet edilmediği için gerileme yaşandı” şeklinde açıklanmıyordu. Bunun yerine geçmişteki Müslüman bilim insanlarının yeterince tanıtılmadığı ve bu bilimsel mirasın yeni kuşaklara anlatılmadığı tezi öne çıkarılıyordu. Böylece erken Cumhuriyet ideologlarının “tüm medeniyetlerin kökeninde Türkler vardır” iddiasını hatırlatan bir söylem ortaya çıktı. Bu kez de bilim tarihinin arkasında esasen Müslüman bilim insanlarının bulunduğu anlatısı yaygınlaştırıldı. Zamanla bu söylem mahalle içi eğitim faaliyetlerinde ve bazı derneklerde anakronik ve popülist bir “bilim tarihi arkeolojisine” dönüşmeye başladı.

Bu anlamda son otuz yılda ilahiyat ve felsefe alanında bu konuya dair önemli biyografik çalışmalar yapılmakta. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman sürecin yapısal sorunlarına değil, tek tek kriz anlarına ve bireysel figürlere odaklanmayı tercih etmiştir. Buna rağmen bu akademik çalışmalar mahalle gençliği arasında büyük ilgi görmüştür. Ben de sohbetlerde sık sık bu açıdan eleştirilmekteyim: “Hep Batı’daki örnekleri anlatıyorsun; bizdeki bilim insanlarını da anlat ki gençler onları örnek alsın” denilirdi.

Bu açıdan İslam dünyasında son altı yüz yılda bilimsel faaliyetlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru olmayabilir. Nitekim özellikle merhum Fuat Sezgin gibi araştırmacılar, bu dönemde de çeşitli bilim insanlarının ve teknik çalışmaların varlığını ortaya koyarak bilimsel üretimin tamamen kesilmediğini göstermeye çalışmışlardır. Osmanlı’da ve genel olarak İslam dünyasında astronomi, matematik, coğrafya ve........

© Perspektif