Ekranı Günah Keçisi İlan Etmeden Önce
Tek “günah keçisi” ekranın kendisi değil; ekranın ardında çocuğun yalnız bırakılması ve bir yandan da yetişkinlerin kendi dijital alışkanlıklarını sorgulamamaları, iğneyi de çuvaldızı da hep başkalarına batırmaları… Çocuklarından “aktif ilgi”yi esirgemeleri…
MENEKŞE TOKYAY 7 Şubat 2026Akıllı telefon ve sosyal medyayla tanışma yaşının giderek erkene çekildiği bu dönemde, dünyanın farklı coğrafyalarında aynı soru değişik dillerde soruluyor: Çocukları dijital dünyanın tehlikelerinden nasıl koruruz?
Bu “endişe trendini” başlatan, kuşkusuz New York Üniversitesi’nden sosyal psikolog Jonathan Haidt’in “Endişeli Nesil” kitabı oldu. Haidt’e göre, 2010’lu yılların başından itibaren çocukların ve ergenlerin ruh sağlığı neredeyse dünya çapında kötüye gitmeye başladı. Kaygı bozuklukları, depresyon, kendine zarar verme ve intihar girişimleri, özellikle kız çocuklarında sert bir yükselişe geçti. Eğitim trendlerine dair en temel uluslararası ölçüt olan PISA sonuçlarında dünya çapında matematik, okuma ve bilim alanında gerilemeler de bu döneme denk geliyor.
Haidt’e göre bunun temel sebebi, akıllı telefonların ve sosyal medyanın çocuklukla eş zamanlı olarak ve herhangi bir güvenlik tedbiri alınmaksızın hayatımıza girmesi. Bu da oyuna dayalı, bedensel ve yüz yüze bir deneyimden ekran merkezli, sürekli kıyaslamaya ve onay arayışına dayalı bir yaşama geçilmesine yol açtı.
Haidt, çocukları gerçek hayatta hiç olmadığı kadar korumacı bir fanusun içine alırken, sokakta tek başına oyun oynamalarına izin vermezken, onları dijital dünyada tamamen savunmasız bırakmamızı paradoksal bir durum olarak görüyor.
Ergenliğin en kırılgan yıllarında ise çocukları dopamin temelli platformlara maruz bırakarak bugün onlardaki yalnızlık ve kaygı krizlerini de tetiklemiş oluyoruz. Haidt’e göre bu bir kamusal sağlık sorunu. “Endişeli nesil” gerçeğiyle yüzleşmemiz de şart.
Tartışma kartopu etkisiyle büyüyor ve akademik boyutu aşarak kamu politikalarını biçimlendiren bir zemine doğru ilerliyor. Bu çağrıların en somut karşılığını ise kısa süre önce gördük: Geçen yıl aralık ayında Avustralya dünyada bir ilke imza attı ve sosyal medya, 16 yaş altına yasaklandı. Instagram ve TikTok gibi platformlarda 4,7 milyon hesap ya kapatıldı ya da askıya alındı. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese bu tabloyu “başarı” olarak nitelendirdi.
Domino Etkisi
Gerçekten öyle mi, zaman gösterecek. Ama bir şey kesin: Bu karar domino etkisi yarattı ve Fransa başta olmak üzere pek çok ülke, çocuklar ve gençler için ekranla ilişkiyi yeniden düşünmeye ve tasarlamaya başladı.
Fransa’da Ulusal Meclis, 26 Ocak günü hem ergenler için sosyal medya yasağını hem de liselerde cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını gündemine aldı ve bu yöndeki yasa teklifini 21’e karşı 130 lehte oyla kabul etti. Senato önümüzdeki ay son kararını verecek. Ancak burada da Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu bir ulusal düzenlemeye gitmek gerekiyor. Aksi taktirde yasanın uygulanması aksayabilir.
Sosyal medya konusundaki kısıtlamalar, “Çocuklarımızın beyinleri satılık değil” diyen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev süresinin ikinci döneminde yaptığı en önemli reformlardan biri olarak görülüyor. Ipsos tarafından yapılan son ankete göre, Fransızların yüzde 80’e yakını, ergenlere sosyal medya yasağını desteklerken, yüzde 75’i de lisede cep telefonu yasağından yana. Danimarka’dan Japonya’ya, Yunanistan’dan İspanya’ya dek birçok ülke, akıllı telefonların ve sosyal medya ağlarının aşırı kullanımının tehlikeleri karşısında harekete geçmiş durumda.
Türkiye’de de birkaç aydır çocuklara sosyal medya yasağı ve ergenlere yönelik kısıtlamalar gündemde. Ebeveyn izni olsa bile 15 yaşından küçük çocukların sosyal paylaşım sitelerinde hesap açamaması, platformlara yaş doğrulama ve ebeveyn denetimi yükümlülükleri getirilmesi gibi önlemler masada…
Çocukların dijital dünya karşısındaki bağımlılığı ve yalnızlığı, artık bireysel bir koruma refleksini aşıyor ve kamusal düzene, birlikte yaşama kapasitemizin korunmasına dair bir kaygıya dönüşüyor. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Her güçlü toplumsal refleks, beraberinde aceleci genellemeleri de getirir.
Akıllı telefonlar ve sosyal medya, çocukların ve ergenlerin yaşadığı her sorunun baş faili mi? Hayır. Birçok psikolog, burada kritik konunun dijital araçların başında geçirilen zaman ve bu araçların “pasif kullanımı” ile alakalı olduğuna dikkat çekiyor. Yani içerikten çok süreklilik ve bitmeyen bir kaydırma hali sonucunda dikkatin sürekli bölünmesi, zihnin bir türlü derinleşememesi ve bu sürecin özellikle ergenleri çevrimdışı sosyal ilişkilerden kopararak bir bağımlılık döngüsünü tetiklemesi…
Temel bir soru var karşımızda: Çocuklar ekran yüzünden mi yalnızlaştı ve depresyona mı sürükleniyor? Yoksa yalnızlaşan çocuklar rotalarını dijital araçlara mı çeviriyor?
Manchester Üniversitesi’nden Önemli Araştırma
İngiltere’ye bakalım… Ülkedeki gençlerin büyük kısmının insanlarla konuşmaktan çok “sohbet botlarını” tercih ettiğine, hatta bazılarının yapay zekâyla her gün birçok kez konuştuğuna dair araştırmalar geçtiğimiz günlerde İngiliz basınına yansıdı. BBC........
