menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Süreç”te Siyasi Parti Raporları: Yaklaşımlar, Ayrışmalar ve Ortak Zeminler

6 37
28.01.2026
SİYASET

Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan ve Öcalan’ın çağrısı sonrası PKK’nın fesih kararıyla yeni bir evreye giren “Terörsüz Türkiye” sürecinde, TBMM’de kurulan komisyona sunulan parti raporları, iktidardan muhalefete uzanan geniş bir yelpazede çözüm, demokrasi ve hukuk başlıklarında ayrışmaları ve ortaklıkları gözler önüne seriyor.

M. EMİN ZARARSIZ 28 Ocak 2026

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 28. Dönem 3. Yasama Yılı açılışında, 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurul salonunda DEM Parti grubuyla tokalaşması, sonrasında ısrarlı ve kararlı bir şekilde Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” vaadi ve “kurucu önder” hitaplarıyla, önce 15 Ekim 2024 tarihli, daha sonra ise 22 Ekim 2024 ve 5 Kasım 2024 tarihli MHP grup toplantılarında ve daha sonraki dönemlerdeki çağrıları sonucunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan bir süreç başlamış oldu.¹

Bu çağrılardan sonra DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder², DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı iken 4 Kasım 2024 tarihinde İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine kayyım atanan Ahmet Türk’ten oluşan heyet (İmralı Heyeti) İmralı’da Abdullah Öcalan’la ve muhtelif tarihlerde TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle ve nihayet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeler yaptı.

İmralı Heyeti, 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mektubunu, çoğu TV kanalları tarafından canlı yayınlanan İstanbul’da bir basın toplantısında hem Türkçe hem de Kürtçe olarak okudu.

Abdullah Öcalan, bu çağrısında çeşitli gerekçeler sıraladıktan sonra çağrısını “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısıyla sonlandırdı. PKK, 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12 nci Kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararı aldı ve bunu da 12 Mayıs 2025 tarihinde duyurdu.

Bu gelişmelerden sonra TBMM’de 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un TBMM’de temsil edilen siyasi partilere (AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP, İYİ Parti, Yeni Yol Partisi, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Demokratik Bölgeler Partisi, Emek Partisi, Saadet Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Parti) gönderdiği bir yazıyla, 50 üyeden oluşan ve her siyasi partinin üye sayısının toplam üye sayısına oranına göre belirlenmiş sayıda üye ile temsil edildiği “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kurulmuş ve çalışmalarına başladı.

Komisyona İYİ Parti başından itibaren katılmadı; Demokrat Parti ise önce katılmış, daha sonra ayrıldı; AK Parti 22, CHP 11, DEM Parti 5, MHP 4, Yeni Yol Partisi 3, HÜDA-PAR, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi, EMEP ve DSP ise birer üye ile katıldı.

Komisyon, sonuncusu 4 Aralık 2025 tarihinde olmak üzere 19 toplantı yapmış; ayrıca AK Parti, MHP ve DEM Partiden birer üyenin yer aldığı üç kişilik bir heyet 24 Kasım 2025 tarihinde İmralı Adası’na giderek PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüştü.

Komisyonun, dinlemeler ve görüşmeler süreci tamamlandıktan sonra temsil edilen siyasi partilerden raporlarını vermeleri istendi ve komisyonda temsil edilen siyasi partiler raporlarını TBMM Başkanlığına sundu³. Raporların tamamı 493 sayfa tutarken, MHP 120 sayfalık rapor ile en çok sayfa sayısı olan, DSP ise 7 sayfalık raporu ile en az sayfa sayısı olan partilerdi.

Şimdi bu raporların değerlendirmesine geçelim.

Değerlendirme yapılırken raporda öne çıkan konulara yoğunlaşılacaktır. Raporları değerlendirirken sadece TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin raporları (AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve Yeni Yol Partisi [Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi)] değerlendirilecektir. Ancak ilave olarak, oylarının büyük çoğunluğunu Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu bölgesinden aldığından ve kurucuları ile üyelerinin neredeyse tamamının yine bu bölgeden olmasından dolayı HÜDAPAR raporu da değerlendirilecektir.

Başlangıç olarak ifade edelim ki bir-iki parti hariç raporların neredeyse tamamında “Kürt Sorunu” veya “Terör Sorunu”nun neden kaynaklandığına dair tarihi bir gelişim anlatılmış durumda.

AK PARTİ Raporu

Rapor 60 sayfadan ve 15 başlıktan oluşmaktadır.

AK Parti raporunda Parti Programından başlayarak “Kürt Sorunu”nu tanıyan bir parti olduğunu, seçim beyannamelerinde sorunun da ortadan kaldırılmasını sağlayacak içerikte Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukuk devleti, temel hak ve hürriyetlerin kullanımının önündeki engellerin kaldırılması ve genişletilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde vaatlerde bulunduklarını; iktidara geldikleri 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren hayata geçirdikleri reformlarla bu alandaki temel sorunları kaldırdıkları, adeta “sessiz devrim” yaptıkları üzerinde durmaktadır.

AK Parti daha çok “biz iktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana hem Parti Programımızda hem de Seçim Beyannamelerimizde ve Hükûmet Programlarımızda yer alan ilkelerimiz-vaatlerimiz çerçevesinde Kürt Sorununu da doğuran sorunları ortadan kaldıracak, demokratikleşmeyi sağlayacak, hukuk devletini güçlendirecek, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının önündeki engelleri kaldıracak, yerel yönetimleri güçlendiren reform niteliğinde çok sayıda düzenlemeyi hayata geçirdik. Ayrıca “2005 Diyarbakır Süreci”, “2009 Demokratik Çözüm Süreci” veya “2009 Demokratik Açılım: Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ve “2013 Çözüm Süreci” olarak isimlendirilen süreçlerle sorunu çözmek için elini değil vücudunu taşın altına koydukları; teröristleri artık Türkiye sınırları içinde eylem yapamaz hâle getirdikleri” anlayışı içinde raporunu hazırlamış.

Mevcut süreç bakımından ise aşağıdaki 4 somut öneriyi getirmektedir:

Terör örgütünün silah bırakmasının, kendisini tasfiye ettiğinin ve varlığının sona erdirilmesinin devlet tarafından tespit ve teyit edilmesi (bu aynı zamanda bir ön şart şeklinde değerlendirilmekte),Terörün tasfiyesini istemeyen, bundan siyasi, ekonomik veya jeopolitik çıkar devşiren iç ve dış unsurların süreci sabote etmeye çalışabileceğini; dezenformasyon, provokasyon ve psikolojik harp yöntemleriyle toplumsal algıyı manipüle ederek vatandaşlarımızın hassasiyetlerini istismar etmeye ve süreci zayıflatmaya yönelebileceğini ifade ederek buna yönelik olarak şeffaflık içinde iletişim kanallarının kurulması gerektiğini,Terör örgütünün Irak ve Suriye yapılanmalarının da varlığını sona erdirmesi gerektiğini, ayrıca Ortadoğu bölgesinde İsrail merkezli istikrarsızlık ve terör ortamının ortadan kaldırılması ve barışın tesis edilmesi gerektiğini,En somut öneri olarak ise içeriğine ilişkin hususları da belirterek müstakil ve geçici bir kanun niteliğinde bir kanun hazırlanması, ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun başta olmak üzere ilgili tüm düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini

önermektedir.

AK Parti ayrıca “XIV. Tasfiye Sonrası Demokratikleşme Perspektifi” başlıklı bölümünde (s. 54-56) terörün sona ermesiyle birlikte siyasal alan üzerindeki uzun süreli baskının kalkmasının, demokratik katılımın ve toplumsal temsilin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar için daha uygun bir zemin yaratacağı; bu yeni siyasal atmosferin yönetim süreçlerinin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesine elverişli bir ortam sunacağı; bu nedenle fesih ve silahların bırakılması sonrasındaki dönem Türkiye’nin demokrasisinin daha yüksek standartlara ulaşması yolunda daha elverişli bir ortam oluşturacağı ifade etmektedir.

Bu demokratik dönüşüm sürecinin merkezi unsurlarından birinin ifade ve örgütlenme özgürlüğünün hukuk devleti ilkesi çerçevesinde güçlendirilmesi olacağını; bu kapsamda

Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu gibi kanuni çerçevelerin ele alınarak yüksek standartlı demokrasi yolunda ilerlemeye devam edilmesi,Yasal düzenlemelerin mütemmim cüzü olarak idari-pratik uygulama ve düzenlemelerin, hukuka ve demokratik norma daha uygun şekilde icra edilmesinin sağlanması ve bunların hukuk devleti........

© Perspektif