Para, Mutluluk ve Beyrut’un Güneşi
Para, Mutluluk ve Beyrut’un Güneşi
Para, Mutluluk ve Beyrut’un Güneşi
Para kazanmanın her şeyi mümkün kılacağına inanan bir bakış, insanın derinlikli ihtiyaçlarıyla karşılaştığında yetersiz kalıyor. Beyrut’un güneşine duyulan özlem, aidiyetin ve hatıraların hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyeceğini hatırlatıyor. İnsan, paranın ötesinde kalan anlamı ve duyguları aramaktan vazgeçmiyor.
“Sivas’a gidip para kazanacağım! – Neredeyse bağırmıştı. – Para kazanacağım! Bu parayla her şeyi ele geçireceğim! Her şeyi…”
Cevdet Bey ve Oğulları romanında Avrupa’daki yüksek mühendislik tahsili sonrası Türkiye’ye dönen ve demiryolu hattında çalışmaya karar veren mühendis Ömer, önceliği ontolojik değil ekonomik¹ olan bir insan fikriyatıyla şair arkadaşı Muhittin’e böyle sesleniyordu. Ekonomik öncelikleri hayatının merkezine yerleştiren bir insanın Ömer’in iddia ettiği gibi para ile her şeyi elde edebilmesi mümkün müdür? Paranın geçer akçe olduğu sınır nerede başlamakta ve nerede bitmektedir?
Güz döneminde finansal yönetim dersim vardı fakültede. Dönemin son dersinde “bir dönem boyunca para konuştuk, kâr konuştuk, yatırım, birikim ve mevcut durumda sahip olduğumuz maddi/parasal imkanları nasıl genişletebiliriz konuları üzerinde durduk. Peki bizi ne kadar para mutlu eder?” diyerek konu ile ilgili dikkatimi çeken güncel bir köşe yazısını² paylaştım öğrencilerimle. Mutluluğun kaynağının ne olabileceği, hayattan insanın öncelikli beklentisinin ne olması gerektiği ve yaşamı boyunca insanın paraya nasıl bir konum veya rol atfetmesinin uygun olacağı sorularına gençlerin verecekleri cevapları merak ediyordum. Yakın zaman önce TRT 2’de izlediğim ve Lübnan iç savaşının neden olduğu göçün etkilerini konu alan “Hatıra Kutusu” filminin bir sahnesi üzerinden söz konusu köşe yazısıyla da bağlantı kurarak bu meseleleri değerlendirmelerini istedim öğrencilerimden.
Filmin içinde oldukça kısa bir zamana tekabül eden ilgili sahne, âlemdeki varlık hiyerarşisinde yaratılmışların en yüksek mertebesinde bulunan ve varlığın diğer alt şubelerinden “kendisinin farkında olma” özelliği³ ile ayrılan insana dair ontolojik ve aksiyolojik sınamalar barındırıyordu. Filmin sonlarına doğru seyirciyle buluşan bu sahnede, Lübnan’dan savaş nedeniyle göç etmek zorunda kalan bir kadın, farklı bir ülkede doğan kızıyla birlikte tekrar Beyrut’a bir ziyaret gerçekleştiriyor. Bu ziyaret sırasında onunla birlikte Beyrut’tan göç etmek zorunda kalan kadının yaşlı annesi, kızından Beyrut’un fotoğraflarını çekip ona göndermeyi unutmamasını istiyor. Hatta şöyle bir istekte bulunuyor kızından; “Şehrin fotoğrafını çekmeyi unutsan bile Beyrut’un güneşini çekip göndermeyi kesinlikle unutma”. Bu sahne üzerine öğrencilerimden kadının yaşlı annesinin Beyrut’un güneşinin fotoğrafını bu kadar ısrarla görmek istemesinin arkasında hangi duygunun yattığını tahmin etmelerini istedim. Öğrencilerden beni oldukça şaşırtan ve bana farklı duygular hissettiren cevaplar geldi. Bir öğrenci “Lübnan’da onların yaşadığı dönemden kalan ve yok edilmemiş tek şeyin güneş olduğunu düşündüğü için” güneşin fotoğrafını ısrarla istediğini söylerken başka bir öğrenci “Savaş sebebiyle her yeri kararmış şekilde hafızasında yer alan Beyrut’u, güneşin tekrar doğduğu bir şehir olarak görmek için” biçiminde cevap verdi.
Bu cevaplar üzerine ben de senaristin ne düşünerek o sahneyi kurguladığını net olarak tahmin edebilmenin mümkün olmadığını öğrencilere ifade ederek o sahneden bana geçen duyguyu onlarla paylaştım ve “Beyrut’tan ayrılmak zorunda kalan o yaşlı kadının göçmen olarak yaşadığı ülkelere ve şehirlere de yıllarca güneş doğdu ama hiçbir güneş onun iç dünyasını ve kalbini Beyrut’a doğan güneş gibi ısıtmadı. Ömrünün son demlerinde, bu dünyadan ayrılmadan önce bu dünyaya geldiğinde onu ısıtan güneşle tekrar ruhunu ısıtmak için o fotoğrafı istedi bence” dedim. O insanlar maddi imkanlar ve parasal olanaklar bakımından belki de Beyrut’la kıyaslanamayacak derecede iyi şartlar taşıyan yerlere göç etmişlerdi. Ancak o ülkeler, şehirler o insanlara Beyrut’u aydınlatan güneşi izlemenin verdiği tinsel duyguyu veya mutluluğu sunamamıştı.
Schumacher, Aklı Karışıklar İçin Kılavuz adlı kitabında varlığın düzeylerinin maden, bitki, hayvan ve insan şeklinde tanımlanabileceğini belirtir. Her bir düzey veya mertebe arasında can (hayat), şuur ve kendinin farkında olma gibi yaratımlar mevcuttur. İnsan bu mertebelerin en yüksek noktasında konumlandırılan varlık olarak en kapsamlı ve kamil nitelikleri taşımaktadır. Bu vasıftaki bir varlığın tabiatına ve o tabiatın mutluluk veya madde ve cismin ötesindeki mana arayışına maddi ve parasal olanaklar ölçüsünde cevap üretilebileceğini düşünmek, insanın doğasını anlamaktan uzak çok sığ bir bakış açısını yansıtmaktadır. Aksi takdirde insanların banka hesaplarının niceliği ile mutluluk düzeyleri arasında pozitif bir ilişki olması gerekirdi. Ancak araştırmalar⁴ bunun tersine en üst ve en alt gelir grupları arasında algılanan mutluluk seviyesi bakımından çok küçük farklar olduğunu göstermektedir. Bu durum insan hayatında paranın daha ötesinde yerini rakamsal hiçbir ölçütün ikame edemeyeceği duyguların, hislerin, önceliklerin ve değerlerin olduğuna işaret etmektedir.
Bugün insanın özünde bulunan ve kişi ile varlık münasebetine dayanan aşkın diyalektik, tüketici-meta ilişkisi ile ikame edilmeye çalışılmaktadır. Terkedilen sebebiyle açığa çıkan boşluk adeta bir kara delik gibi giderek büyümektedir. Özne olan insan, ortaya çıkan bu büyük boşluğu satın aldığı nesneler ile doldurmaya çalışmaktadır. Bu durum insanın emsalsiz olan özgürlük ve hürriyet vasfını, nesnenin tabiiyetine, paranın esaretine indirgemektedir. Özne düzeyinden nesne seviyesine doğru yaşanan irtifa kaybı insana mahsus olan his ve sezgi zenginliğini tehdit etmektedir.
Arkadaşlarıyla bir zamanlar neşeli oyunlara daldıkları parkın kuytu kösesinde şimdilerde yalnız kalan Momo⁵, herkesten kazanca dönüşmeyen işlerde harcadıkları ve işe yaramaz addettikleri zamanları iştahlı bir şekilde satın almaya devam eden duman renkli adamları tedirgin gözlerle izliyor. Paraya dönüşmeyen her çabayı değersizleştiren vahşi kapitalizm, adeta bir seri üretim bandı işleyişi ile duman renkli adamların güncellenmiş versiyonlarını piyasaya, topluma, ekonomiye ve sosyolojiye sürekli olarak salıyor. Buna rağmen durmak ve doymak bilmez maddi hırsların neden olduğu dehşet veren savaşlara nazire yaparcasına Beyrut’a, Gazze’ye her gün doğmaya devam eden güneşin hayali dahi birilerinin kalbini hiçbir miktarda paranın sağlayamayacağı sıcak duygularla ısıtmayı sürdürüyor. Yoğun bir şekilde ve hızla maddeleşen ve maddileşen dünyaya rağmen âlemi paylaştığı diğer varlıklarla farkı nitelik değil tür farkı olan insan³, kendisinin farkında kalarak öz bilincinde paranın hitap edemediği hisleri saklamaya devam ediyor.
¹Mustafa ÖZEL. Roman Diliyle İş Hayatı²Evren BOLGÜN. “2026’da ne kadar para mutluluk getirir?” https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/2026da-ne-kadar-para-mutluluk-getirir/864262 ³Schumacher. Aklı Karışıklar İçin Kılavuz.⁴Acar Baltaş. Mutluluk Ekonomisi. https://www.acarbaltas.com/mutluluk-ekonomisi-2/ ⁵Michael Ende. Momo.
Laleli’nin Kayıtdışı Kalbi: Bir Para Deltası’nın Hikâyesi
Vergi Adımları Nereye İşaret Ediyor?
Para, Mutluluk ve Beyrut’un Güneşi
At İzinin “AI” İzine Karışması: Akademide Yapay Zekâ Kullanımı
Siber Güvenlikten Akış Egemenliğine: Jeopolitiğin Dijital Dönüşümü
Patreon aracılığıyla Perspektif'e destek verebilirsiniz.
Perspektif'e destek ver
© 2026 – Sitede yer alan fikirler yazara aittir ve Perspektif’in editoryal tercihlerini yansıtmayabilir. Kaynak gösterilmesi ve link verilmesi kaydıyla kısmen alıntı yapılabilir.
