Krizi Fırsata Çevirecek Yeni Siyaset İmkanı Üzerine
Krizi Fırsata Çevirecek Yeni Siyaset İmkanı Üzerine
Krizi Fırsata Çevirecek Yeni Siyaset İmkanı Üzerine
Siyasi tercihlerde aidiyetlerin, kimliğin, ideolojik bakışın bir etkisi halen var kuşkusuz. Ancak bu ilişki giderek yönetme, temsil kapasitesi, liyakat, ekonomik güven ve adil kalkınma üzerinden kuruluyor. Toplum sürekli kendisini dar kültürel kutuplaşmaya hapseden değil; onu güçlü bir şekilde temsil edebilen, hayatını düzenleyebilen; sonuç üreten; güven veren bir siyaset arıyor.
Siyasi tarihimizde kırılma anlarından biri olarak görülecek butlan krizinden bu yana toplumun her kesiminden en çok duyduğumuz kavram, bir Çin atasözüne atfedilen “krizi fırsata çevirmek” kavramı oldu. Akademiden siyasete, iş insanlarından sivil topluma, tarladan fabrikaya gittiğimiz her yerde; krizlerin yalnızca kayıp ve tehdit değil, aynı zamanda yeni ihtimallerin ortaya çıkabileceği bir dönüşüm anı olarak ele alan yaklaşımlar dinledik. Diğer çok kullanılan kavram ve benzetme ise karanlığın en koyu anının şafağa yakın olan zaman olduğuna dairdi… Her iki kavramsallaştırma da söyleyenin kendini dışarıda tuttuğu beylik cümleler olarak değil en içerden hissettiği ve hatta dua niyetine dile getirdiği duygulardı.
Türkiye’de uzun süredir bir toplumsal dönüşüm yaşanıyor. Yaşanan bu dönüşümü karşılayabilecek, denk düşecek siyasi bir rekabet alanı ise henüz inşa edilmiş değil. İktidar kendi tabanı dahil yaşanan bu dönüşümü anlamak, karşılamakla ilgili beceriye sahip olmadığı gibi; devletin gücünü bu dönüşümü sekteye uğratmak hatta yok etmek için kullanıyor. 2019 yerel seçiminde İstanbul’da aynı zarfa atılan dört pusuladan sadece birini geçersiz sayarak seçimin iptal edilmesiyle başlayan süreç; kumpas davalarla tutuklanan cumhurbaşkanı adayının savunma yapmasına izin verilmemesine, ülkenin kurucu partisine son seçimlerin ve muhtemel sonraki seçimin birinci partisine yargı yoluyla atama yapılmasına kadar vardırıldı. 2024 yerel seçimleriyle gelen ilk büyük yenilgide seçmenin iradesini tamamen yok sayan bir tutum geliştirildi. Seçimlerden önce “oy yoksa hizmet yok” tehdidi, seçimlerden sonra belediye başkanlarına “ya transfer ya da hapis” seçeneğine evrildi. Yargı operasyonları ve siyasi mühendislikle kazanılan belediyelerde “milli iradenin tecellisi” minvalinde şükür cümleleri kurulmasının trajikliği de cabası…
Türkiye’de uzun süredir siyaset, sorunları çözmenin değil, korkuları yönetmenin aracı olarak kullanılıyor. Toplumun farklı kesimleri birbirlerine karşı tehdit olarak sunuluyor. Bir kesime diğerinin hayat tarzından, diğerine ötekinin kimliğinden korkması öğretiliyor. Ekonomik sorunlar, adaletsizlikler ve hak talepleri konuşulacağı zaman tartışma hızla bir güvenlik ya da beka meselesine dönüştürülüyor.
Tüm bu girişimler, siyasi mühendislikler, baskılar iktidar açısından toplumsal rıza inşasına dönmediği gibi; toplumsal dönüşümü kavrayabilen kurumsal muhalefet liderleri lehine güçlü bir siyasi aidiyete, mobilizasyona dönüşüyor. Bu öyle bir mobilizasyon ki; en karanlık anda bile yeni bir yol ve imkân sağlayabiliyor. 19 Mart’ta, 21 Mayıs’ta yaşanan budur. Sahada yaptığımız görüşmeler, kurduğumuz........
