menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hafıza Yaraları, İkili Hukuk ve Vurgun

20 0
04.10.2026

Hafıza Yaraları, İkili Hukuk ve Vurgun

Hafıza Yaraları, İkili Hukuk ve Vurgun

Türkiye’nin demokrasiyle taçlanmış cumhuriyet düzenine olan ihtiyacı hayatileşmiş durumda. Bizi siyasi olarak kuşatan tüm kutuplaşmalara karşı, “ötekinin” varlığına uzaktan bakmayan, onunla sahici bağlar kurabilen yeni bir siyasi dile ve anlayışa mecburuz.

Önder Şeren’in sosyal medyadaki o meşhur sorusunun altına dökülen yanıtlar, travmalarla mühürlenmiş toplumsal belleğimizin, adaletsizlik ve çaresizlik anlarıyla yıpranmış bir ülkenin dijital hafıza müzesi gibi. Ortak keder havuzumuz: İktidar çevresinde “nepotizm”le oluşan fon vurgununun ayrıntıları ortaya çıktıkça daha da yakıcı bir memleket hikayesine dönüyor. Bu tablonun asıl can yakan ve toplumsal anomiyi derinleştiren yönü ise iktidarın, hukuk başta olmak üzere her alanda uyguladığı çifte standart politikası… Bir yanda ortada hiçbir somut delil ve suç unsuru bulunmadığı halde şafak operasyonlarıyla siyasi muhaliflerin aylarca, hatta yıllarca demir parmaklıklar ardında tutulması, diğer yanda ise trilyonluk fon vurgunlarının, kamusal kaynakların yağmalanmasının, hatta soygununun bütün unsurları ortadayken iktidar içinden oldukları için kişilere dokunulmadığı, suçların üstünün örtülüp geçiştirildiği ikili bir hukuk sistemi… Karşımızda, iktidarını yurttaşın özgür rızasıyla elinde tutma fikrinden ve meşruiyet arayışından tamamen vazgeçmiş gibi duran bir yönetim pratiği bulunuyor. Bu durum, sistemin antidemokratik çelişkilerini düzenli olarak indekslemenin ya da hukuki sapmaları faillerini utandıracak ahlaki birer argümana dönüştürmeye çalışmanın işlevselliğini yitirdiği yeni bir siyasal eşiğe işaret ediyor. “Adımızı unutsak da unutmadığımız” ya da “unuttuğumuz veya alıştığımız için kalbimizin kuruduğu” ağır toplumsal hafıza, hukuk ve denetim mekanizmalarının bu seçici kör hâlinin karşısında giderek güçsüzleşiyor. Böyle durumlarda geleceğe ve dolayısıyla siyasete karşı apati kaçınılmaz oluyor.

İşte tam da bu güvensizlik, yozlaşma ve ağır baskı ikliminin ortasında İstanbul’da “çölde vaha” hissiyatı oluşturan bazı etkinlikler bir hafta içinde peş peşe gerçekleşti. Toplumsal barış ve mekânsal adalet açısından çok kıymetli olan bu etkinlikler belleğin, kimliğin, birikimin kamusallaşması ve toplumsal barışın inşası için sahici zeminler olmaya da aday…

Bunlardan........

© Perspektif