menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biyolojik ve Kültürel Kriz Değil, Yapısal Tıkanma

22 0
18.05.2025
BAKIŞ EMİNE UÇAK ERDOĞAN 18 Mayıs 2025

Demografik dönüşüm karşısında ihtiyaç duyduğumuz politikalar, hak temelli ve bütünlüklü olmak zorunda. Bu da kısa vadeli teşviklerle, ya da popülist vaatlerle değil; kalıcı ve kuşatıcı refah sisteminin inşasını mümkün kılacak bir bakışla olabilir.

Türkiye, bir kez daha yapısal yönü olan bir krizini yüzeysel şekilde ve günübirlik çözümlerle tartışıyor. Demografik dönüşümden bahsediyorum. 2014 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı o günden bu yana aralıksız düşerek 2024 itibarıyla 1,48 olarak gerçekleşti. Başka bir deyişle toplam doğurganlık hızı son sekiz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kalmaya devam etti. Demografiyle ilgili diğer bir konu nüfusun yaşlanması. Uzun yıllardır yaşlanma çalışan Prof. Dr. Özgür Arun bu durumu şöyle dile getiriyor: “Önümüzdeki 20 yıl içinde Türkiye, tarihinde ilk defa yaşadığı bir duruma tanık olacak. Yaşlıların sayısı önce çocukların, daha sonra gençlerin sayısını geçecek. Yetişkin nüfus da hızla düşmeye başlayacak. Nüfus yapısındaki bu değişim ve dönüşüm aslında toplumsal yapıyı da etkileyecek.”

Dönüşümün modernleşme, kentleşme süreçleriyle ilgisi var kuşkusuz. Bu yönüyle kültürel değişim, bireysel tercihler de etkili. Ancak yapısallaşmasında bunların etkisi az. Türkiye’de aile politikaları, uzun süredir muhafazakâr değerlerin inşa ettiği bir toplumsal modelle şekilleniyor. Bu model; geleneksel kodları esas alan, kadını ailenin devamı için konumlayan, aile bireylerinin tüm bakım yükünü omuzladığı ve bununla birlikte en az üç çocuk doğurduğu bir model. Ancak tüm bunlarla birlikte çocuk sayısı artmadığı için bu kez ev kadınlarına sigorta ya da bu günlerde konuşulmaya başlayan üç çocuklu olanlara sınavsız memuriyet hakkı gibi teşvikler gündeme getiriliyor. Sadece bu örnekler bile sorunu kadınların etrafında görmekle sınırlı bir bakışla karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor.

Sosyoekonomik koşulların çeşitliliği, yaşam biçimlerindeki farklılaşma ve bireylerin değişen ihtiyaçları göz önüne alındığında, merkezi yapıdan gelen politikaları sahici olarak görmek de zor çözüm sunacağını düşünmek de… Hatta sorun çözücülük bir yana, başka krizler çıkarmaya da açık. Sınavsız memuriyet meselesi misal, genç işsizliği yüksek olduğu ve atama bekleyen on binlerce genç olduğu için tepki gördü. Sosyal politikalar bunun tam tersine toplumsal barışı, sosyal adaleti sağlama yönü olacak şekilde geliştirilmeli.

Ekonomik Krizin Etkisi Yadsınamaz Büyüklükte

Bu bakışa geçmeden önce iktidar çevreleri kabul etmek istemese de sorunun yapısallaşmasında son yıllarda giderek ağırlaşan ekonomik krizin büyük bir yeri olduğunu vurgulamak gerekiyor. Araştırmalar, ülke genelinde çocuk sahibi olma, hatta evlenmeyle ilgili konularda ekonomik krizin en önemli belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.........

© Perspektif