menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarla Boşalırken Beşik Dolmaz: Doğum Hızının Kırsal Kalkınmayla İlişkisi

36 0
07.08.2026

Tarla Boşalırken Beşik Dolmaz: Doğum Hızının Kırsal Kalkınmayla İlişkisi

Tarla Boşalırken Beşik Dolmaz: Doğum Hızının Kırsal Kalkınmayla İlişkisi

Nüfus politikası “doğum teşviklerinden” ibaret değildir. Toprağın, üretimin ve kırsal hayatın geleceğiyle birlikte düşünülmelidir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye’nin doğurganlık hızının 1,42’ye gerilediğini, nüfusun yaşlandığını ve genç, dinamik yapımızı kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğumuzu söylüyor. Uzmanlar, daha sert bir uyarıda bulunarak mevcut eğilim değişmezse, Türkiye nüfusunun 2100 yılında 25 milyona kadar düşebileceğini belirtiyor. Bunu “savaştan bile daha önemli bir tehdit” olarak nitelendirenler var.

Kaygıları yersiz değil. Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı 2001’de 2,38 iken 2025’te 1,42’ye geriledi. Artık nüfusun kendisini yenilemesi için gerekli kabul edilen 2,10 seviyesinin altındayız. Ancak tehlikeyi tarif etmekle onu çözmek aynı şey değil. İnsanlara daha fazla çocuk çağrısı yapmak kolay, onların neden çocuk sahibi olamadığını görmek  ise zor. Bu nedenle “İnsanlar neden çocuk yapmıyor?” sorusundan önce şunu sormalıyız: Gençler nerede, nasıl ve hangi gelecek güvencesiyle aile kurabilir?

Kent, Çocuğu Neden Erteliyor?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 kent-kır sınıflaması önemli bir fark gösteriyor: Toplam doğurganlık hızı yoğun kentlerde 1,39’a inerken kırsal yerleşimlerde 1,83 düzeyinde. Her iki oran da yenilenme eşiğinin altında. Bu fark tek başına bir neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmez. Fakat çocuk sahibi olma kararının yaşanılan çevreden, üretim biçiminden ve hayatın maliyetinden bağımsız olmadığını güçlü biçimde hatırlatır.

Kentte çocuk büyütmek artık ekonomik olduğu kadar zamansal ve duygusal bir dayanıklılık sınavı. Yüksek kira karşılığında küçülen evlerde yaşayan aileler, ikinci çocuk için yeni bir oda değil, yeni bir ev hesabı yapmak zorunda kalıyor. Kreş bulunamıyor; bulunan kreşin ücreti aile bütçesini sarsıyor. Anne ve baba uzun mesailerin ardından saatlerini trafikte geçiriyor. Bakım desteği yoksa eşlerden biri, çoğunlukla kadın, işinden, gelirinden veya kariyerinden vazgeçiyor. Bir çocuk doğduğunda aile yalnızca bez, mama ve kıyafet masrafını düşünmüyor. Kreşi, okul servisini, beslenmeyi, eğitimi, kirayı ve önündeki yirmi yılı hesaplıyor. 

Bu nedenle doğum yardımları, çocuk başına ödemeler veya üç çocuk sahibi annelere gelecekte emekli aylığı bağlanması gibi öneriler tek başına sonuç vermez. Yirmi yıl sonra bağlanacak bir maaş bugünün kirasını ödemez, bugün ihtiyaç duyulan kreşi açmaz, iş güvencesini sağlamaz. Kadının anneliğini gelecekte verilecek bir aylığa indirgemek, doğacak çocuğun bugününü güvenceye almaz.

Uluslararası deneyim de aynı şeyi söylüyor. Güney Kore, 2006’dan bu yana düşük doğurganlıkla mücadele için büyük kaynaklar ayırdı, çocuk bakım hizmetlerini genişletti, izin ve nakdî destek programları uyguladı. OECD’ye göre okul çağındaki çocukların neredeyse yüzde 80’inin özel ders aldığı ve ailelerin kullanılabilir gelirlerinin ortalama yüzde 10’unu bu alana........

© Perspektif