Ankara ile İş Birliği, Veliaht Prens’in “Yeni Suudluluğu” İçin Ne İfade Ediyor?
“Yeni Suudluluk”, krallığın önceki liderleri dönemindeki dış politika yaklaşımlarından farklı olarak, Suudi Arabistan’ın artık Ortadoğu’nun yüklerini bütünüyle omuzlamaya istekli olmadığını da ifade eden bir kavram. Bu noktada, Türkiye ile yükleri belli ölçüde paylaşması ve yapıcı iş birlikleri kurması olası.
BETÜL DOĞAN AKKAŞ 5 Şubat 2026Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Salı günü Suudi Arabistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Aralık ayında Birleşik Arap Emirlikleri ile Riyad arasında Yemen’deki çıkar çatışmaları nedeniyle yaşanan gerilimin ve İsrail’in Somaliland’ı bir devlet olarak tanımasının yükselttiği tansiyonun ortasında ve Türkiye’nin Pakistan-Suudi askerî paktına eklemlenme ihtimalinin belirdiği günlerde geldi. Tüm bu kritik dosyalarla birlikte Suudi Arabistan, Yemen’deki hâkimiyetini öne çıkaran proaktif bir bölgesel çizgiye dönüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Riyad ziyareti çerçevesinde asıl soru ise Ankara ile iş birliğinin, Veliaht Prens’in “Yeni Suudluluğu” için ne ifade ettiği.
Veliaht Prensin Suudi Arabistan Tahayyülü
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 2018’de Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden bu yana büyük ölçüde daha düşük profilli bir bölgesel politika izlemiş ve odağını iç politikadaki vizyonuna yöneltmişti. Bu durum bir tesadüfün sonucu değildi. Aksine, bilinçli bir stratejik tercihi yansıtıyordu. Veliaht Prens’in “Yeni Suudluluk” vizyonu, artık Arap dünyasının kolektif yüklerini taşımayan bir Suudi Arabistan tasavvuru etrafında şekilleniyordu. Bu tercih, Yemen ve Suriye’deki başarısız girişimlerin ve Filistin’de onlarca yıldır süren savaşın etkisiyle de meşru bir zemine oturmuştu.
Suriye’de Aralık 2024’ten itibaren yaşanan gelişmelerle birlikte Suudi dış politikası yeniden proaktif bir bölgesel profile dönmeye başladı. Riyad, Şam’daki olumlu dönüşümü ve Yemen’de BAE’nin saf dışı bırakılmasını kullanarak bölgesel liderliğini yeniden konumlandırmaya çalışıyor.
Türkiye’nin dönüşen bu durumun bölgesel yansımalarında olası katkılarını tartışmadan önce, Veliaht Prens’in “yeni Suudluluğunu” tanımlamak gerekiyor.
Daha önceki yazılarda bahsettiğim üzere “Yeni Suudluluk”, 2017’den bu yana adım adım inşa edilen bir sosyal, siyasi ve ekonomik mikro kimlik tahayyülü. Bu proje, krallığın “2030 Milli Vizyonuna” dayanıyor. Bu vizyon, önerdiği ekonomik ve iklim odaklı politikalara ek olarak, Suudlulara sosyal ve siyasi olarak yeni yaşam tarzları, turizm olanakları ve yeniden kurgulanmış bir tarih anlatısı sunuyor. Ancak bu parlak dönüşüm, kimlerin, hangi koşullarda bu kimliğe dahil olacağı ölçüde toplumsal kabul görüp başarılı bir ulus inşasına dönüşebilir.
Bu proje yalnızca yasaları reforme ederek sosyal hayatı rahatlatmak ya da piyasaları uluslararası ve bölgesel yatırımlara açmakla sınırlı değil, mekânı ve kimliği yeniden hayal etmeye yönelik politik iddialara sahip. NEOM, The Line, Mukab ve tarihi Diriye’nin yeniden geliştirilmesi gibi mega projeler, kozmopolit, modern ve geleceğe dönük bir “Yeni Suudluluk” fikrini somutlaştırıyor. Bu projeler, hızla değişen genç bir toplumda meşruiyeti pekiştirme çabası olarak da tanımlanabilir.
Vizyon kapsamında yükselen konut inşaatları, yenilenen eski mahalleler ve tarihi alanlar ile mega projeler, yeni kimliğin inşasında kullanıyor. Bu yeni inşa mekânları yalnızca birer ekonomik yatırım değil, aynı zamanda yeni bir yaşam tarzının sembolü olarak da sunuluyor.
El-Ula ve Diriye gibi projeler, Suudi Arabistan’ın derin tarihini öne çıkaracak şekilde yeniden kurgulanıyor. Ülke, Mekke, Medine ve Vehhabi kültürünün ötesinde bir küresel Arap mirası olarak konumlandırılıyor. Diriye, Suudi devletinin doğum yeri olarak öne çıkarılırken, İslam geleneğinde lanetlenmiş bir kavimle ilişkilendirildiği için uzun süre ziyarete açılmayan El-Ula, Nebati ve İslam öncesi tarihin temsil edildiği bir vitrine dönüşüyor. Sedra, Warefa ve Alarous gibi konut projeleri, ailelerin güvenli, modern ve çevreye duyarlı topluluklarda yaşayabileceği yerler olarak pazarlanıyor. Tanıtım videolarında koşu yapan genç Suudlular, kamusal alanlarda kadın-erkek karışık gruplar halinde bir araya gelen aileler ve kentsel mekânlarda özgürce hareket eden kadınlar gösteriliyor. Bu imgeler, modern ve ılımlı fakat kültürel olarak özgün bir toplumu betimliyor.
“Beyrut Değil, Riyad”
Krallığa yaptığım son ziyaretimde, özellikle kadınlar ekseninde yaşanan bu toplumsal dönüşümü birinci elden gözlemleme........
