Osman Kavala’ya Bir Büyük Ödül Daha: “Onun Durumu Hem Akıldışı, Hem de Bir Trajedidir”
AİHM Büyük Daire kararı ardından gözler Kavala’nın hukuksal durumuna odaklandı. İsveç’te kendisine verilen Gilel Storch Ödülü, gündeme yeni eklenen bir gelişme.
Avrupa’nın bir numaralı siyasi mahpusu, Osman Kavala, yaklaşık yedi hafta sonra, tam olarak 18 Ekim 2026’da, hapiste dokuz yılını tamamlamış olacak.
Sorumluluk sahibi bir aydın olarak çalışmalarını huzurlu ve kendi içinde barışık bir toplum; bireysel ve kollektif hakları tanınmış, sözü dinlenen güçlü bir sivil toplum; çevresindeki ülkelerin toplumlarıyla tarihsel sürtüşmeleriyle yüzleşmiş bir ülke için adamış olan bu kişi, masumiyeti Avrupa hukuk sisteminde en yüksek adalet organı tarafından tam üç kez ilan edildiği halde hala demir parmaklıklar ardında, tecrit koşullarında yatmakta.
7 Eylül’de Stockholm’de kendisine sunulan Gilel Storch Ödülü de onun durumunu, maruz bırakıldığı haksızlığı bir kez daha dünya kamuoyuna hatırlatmış oldu.
Ödül gerekçesinde şu yazılı:
“(Osman Kavala) Türkiye sivil toplumunun gelişimi ve kültür hayatında seçkin bir rol oynamıştır. Ortak Avrupa kültürel girişimlerine sunduğu katkılar, paylaşılan kültürel faaliyetler yoluyla toplumlar ve insanlar arasında köprüler kurulmasında büyük önem taşımıştır.Anadolu Kültür aracılığıyla ülkesi ve komşuları arasında son derece ihtiyaç duyulan yakınlaşmanın zeminini hazırlamıştır. Evrensel hümanizm ve demokrasi değerlerinin yılmaz bir savunucusu olarak öne çıkmaktadır.”
“(Osman Kavala) Türkiye sivil toplumunun gelişimi ve kültür hayatında seçkin bir rol oynamıştır. Ortak Avrupa kültürel girişimlerine sunduğu katkılar, paylaşılan kültürel faaliyetler yoluyla toplumlar ve insanlar arasında köprüler kurulmasında büyük önem taşımıştır.
Anadolu Kültür aracılığıyla ülkesi ve komşuları arasında son derece ihtiyaç duyulan yakınlaşmanın zeminini hazırlamıştır. Evrensel hümanizm ve demokrasi değerlerinin yılmaz bir savunucusu olarak öne çıkmaktadır.”
Ödülü veren Storch Vakfı, köklü bir geçmişe sahip. Bu sivil toplum kuruluşuna adını veren Gilel Storch, İkinci Dünya Savaşı patlak verince İsveç’e geçen ve burada Holocaust’tan kaçan Yahudilere ve diğer “hedef” kişilere yardım eden bir tarihi figürdü.
Ödüle layık bulunanlar arasında yazar Salman Rushdie, Polonyalı gazeteci Adam Michnik, ABD Anayasa Mahkemesi’nin liberal yargıcı merhum Ruth Bader Ginsburg, (geçtiğimiz günlerde ölen) ünlü Amerikalı feminist Gloria Steinem var.
Ödülü Kavala’nın eşi Prof Ayşe Buğra aldı. Törenin düzenlendiği Konser Salonu tıka basa doluydu. Vakıf Başkanı Gabriel Urwitz’den sonra, BM İnsan Hakları Raportörü Mary Lawler’ın mesajı okundu:
“Bir insan hakları savunucusu olarak Osman Kavala, hem BM özel raportörleri hem de şahsım tarafından Türkiye Hükümeti’ne gönderilen resmi mektuplara konu oldu. Bu yazışmalarda ilk olarak, 2017 yılındaki tutuklanmasına yönelik ciddi endişeler dile getirildi, ve bu tutuklamanın kendisinin Türkiye’deki azınlıklarla yürüttüğü kültürel aktivizmle bağlantılı olma ihtimalinin yüksekliğine dikkat çekildi.Kavala, Ermenistan ve Yunanistan da dâhil olmak üzere Türkiye ile komşu ülkeler arasında diyalog kurulması çağrısında bulunuyordu. Bundan daha barışçıl hiçbir yaklaşım olamazdı.Bu nedenle bir hayırsever, kâr amacı gütmeyen bir kültür merkezinin kurucusu ve Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarının üyesi olan Kavala’nın tutuklanması çok daha akıl almaz ve sarsıcı bir durumdur.”
“Bir insan hakları savunucusu olarak Osman Kavala, hem BM özel raportörleri hem de şahsım tarafından Türkiye Hükümeti’ne gönderilen resmi mektuplara konu oldu. Bu yazışmalarda ilk olarak, 2017 yılındaki tutuklanmasına yönelik ciddi endişeler dile getirildi, ve bu tutuklamanın kendisinin Türkiye’deki azınlıklarla yürüttüğü kültürel aktivizmle bağlantılı olma ihtimalinin yüksekliğine dikkat çekildi.
Kavala, Ermenistan ve Yunanistan da dâhil olmak üzere Türkiye ile komşu ülkeler arasında diyalog kurulması çağrısında bulunuyordu. Bundan daha barışçıl hiçbir yaklaşım olamazdı.
Bu nedenle bir hayırsever, kâr amacı gütmeyen bir kültür merkezinin kurucusu ve Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarının üyesi olan Kavala’nın tutuklanması çok daha akıl almaz ve sarsıcı bir durumdur.”
İsveç’in saygın gazetelerinden Svenska Dagbladet’in Kültür Servisi yazarlarınan Anders Q Björkman da ödülün veriliş nedenine vurgu yapmaktaydı:
“Anadolu Kültür, Osman Kavala’nın en önemli faaliyetidir. Bu kurumun vizyonu, ‘önyargılarından arınmayı başarabilmiş’ ve ‘farklılıklardan beslenen, zenginleşen; kültürel çeşitliliğin bir çatışma unsuru değil, bir zenginlik kaynağı olarak algılandığı’ bir toplum hayalidir.”Erdoğan’ın vizyonu ise açıkça bunun tam zıddıdır.Osman Kavala’nın cezaevinde olmasının sebebi de işte budur.
“Anadolu Kültür, Osman Kavala’nın en önemli faaliyetidir. Bu kurumun vizyonu, ‘önyargılarından arınmayı başarabilmiş’ ve ‘farklılıklardan beslenen, zenginleşen; kültürel çeşitliliğin bir çatışma unsuru değil, bir zenginlik kaynağı olarak algılandığı’ bir toplum hayalidir.”
Erdoğan’ın vizyonu ise açıkça bunun tam zıddıdır.
Osman Kavala’nın cezaevinde olmasının sebebi de işte budur.
Kavala için düzenlenen ödül töreni, Stockholm
Törende ana konuşmayı, İsveç’in en saygın gazeteci ve yazarlarından, Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Bitte Hammargren yaptı.
Konuşmasının önemli bir kısmının Türkçe çevirisini de buraya aktarıyorum:
“1990’ların başında bir gazeteci olarak Türkiye’ye seyahat etmeye başladım. O yıllarda Güneydoğu’da devlet ile Kürt isyancılar arasında yıkıcı bir iç savaş sürüyordu. Savaşın yankıları ülkenin dört bir yanında hissediliyordu. 1990’larda günlük yaşamda Kürtçe konuşmak artık doğrudan bir suç sayılmasa da; Kürtçe siyasi görüş bildirmek, konuşma yapmak, hatta Kürtçe şarkı söylemek bile Türkiye’nin katı terörle mücadele yasaları kapsamında sıklıkla “bölücü propaganda” iddiasıyla kovuşturmaya uğruyordu.O yıllarda Türkiye işkence, keyfi infazlar, zorla kaybetmeler ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır baskılar konusunda utanç verici bir sicile sahipti.Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde Ermenilerin ve diğer Hristiyanların maruz kaldığı kitlesel kıyımlara “soykırım” demek, Türklüğe hakaret suçlamasıyla yargılanma gerekçesi olabiliyordu.O günlerden aklımda en çok yer eden, bir kadın avukat ve insan hakları savunucusunun bana “Türkiye’de her düzgün insan mutlaka hapis yatmıştır” şeklindeki sözleridir.Bugünün Türkiye’si 1990’ların Cumhuriyeti ile birebir aynı değil. Ancak şu an konuştuğumuz sırada, haddinden fazla düzgün insan demir parmaklıklar ardında.Ve haksız yere hapsedilenleri hiç kimse Osman Kavala kadar simgeleyemez.On yılı aşkın bir süredir Türkiye, gücü Cumhurbaşkanlığı’nda –daha doğrusu Ankara’daki cumhurbaşkanlığı sarayında– toplayan bir anayasal düzenin yön verdiği yeni tür bir otoriter devlete evrilmekte.Bu durum her mahkeme salonunda, her karakolda, her üniversite kampüsünde, her sivil toplum kuruluşunda ve medya haber merkezlerinde iliklere kadar hissediliyor.Bu otoriterliğin karşısında ise canlı, cesur ve çok katmanlı bir sivil toplum durdu ve hâlâ durmaya devam ediyor.Osman Kavala, Türkiye’deki sivil toplum ruhunun somutlaşmış halidir. Ekim 2017’de tutuklanan bir iş insanı ve hayırseverdir. O ve beraberindekiler, asılsız iddialarla hükümeti devirmeye teşebbüs etmekle ve altı yıl önceki Gezi Parkı eylemlerinde rol oynamakla itham edilmeden önce, iki yıl boyunca tutuklu yargılandı.2020’de beraat etti; ancak cezaevinden tahliye bile edilmeden “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “casusluk” suçlamalarıyla derhal yeniden tutuklandı.Nisan 2022’de, ilk gözaltısından neredeyse beş yıl sonra Osman Kavala, bir İstanbul mahkemesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini devirmeye veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Hüküm, 2013 yılındaki ülke çapındaki hükümet karşıtı Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek verildi. Bununla birlikte Kavala, tutukluluğunun dayanağı olan askeri ve siyasi casusluk suçlamasından beraat etti. Sekiz sanığa 18’er yıl hapis cezası verildi. Bunlardan dördü daha sonra Yargıtay tarafından beraat ettirildi; ancak dördü –bir avukat, bir şehir plancısı, bir sinemacı ve bir hak savunucusu– hâlâ cezaevinde bulunuyor.Bu tam anlamıyla bir yargı skandalıydı.Ve öyle kalmaya devam ediyor.…Bunu çok iyi biliyorum, çünkü o dönemde bu gelişmeleri birçok Arap başkentinden bizzat takip ettim.Ayrıca Gezi Parkı protestolarını bir gazeteci olarak sahada izlemiş biri olarak, pek çok kişi gibi ben de bunların önceden planlanmış bir komplo olmadığını teyit edebilirim. Bu tür iddialar gerçeküstüdür.Strasbourg’daki yargıçlar da aynı sonuca vardı.…Osman Kavala neredeyse dokuz uzun yıldır, daha sonra Marmara Cezaevi olarak adlandırılan devasa Silivri Cezaevi’nde kilit altında tutuluyor; burada yalnızca iki haftada bir avukatları ve birinci derece aile fertleriyle görüşmesine izin veriliyor.Strasbourg’daki nihai karar ardından Kavala’nın ailesi, dostları, Türkiye sivil toplumu ve hukuk devletine inanan herkes, Türk makamlarının AİHM Büyük Dairesi kararına uymak için gerekli adımları atmasını bekliyor.Osman Kavala barış ve şeffaflık insanıdır. Hayatı boyunca kendini köprüler kurmaya, toplumları dönüştürmek, onları şiddetli çatışmalardan uzaklaştırıp barışçıl........
