Dr.Emre Akanak Yazdı…21.Yüzyıl’ın Sessiz Yaratıcı Yıkımı: “Quant Devrimi”
Tüm Dünya’da ve haliyle Türkiye’de ABD ve İsrail’in İran operasyonları ve ne kadar süreceği belirsiz ateşkes konuşulurken (birkaçına konuk olarak katıldığım) programlar, savaşı daha çok bir futbol ya da basketbol maçı gibi değerlendirip, İran’ın mı yoksa İsrail’in mi daha fazla isabet oranına sahip olduğunu tartıştılar. Aslında Dünya medyasında da yaklaşım çok farklı değildi. Medya istisnasız her şeyi magazinleştirdiği gibi, savaşı da magazinleştirerek mümkün olan en fazla izlenme ve etkileşimi hedefledi. Genel izleyici kitlesi de düşen bombaları, aslında kimin “galip” olduğunu ya da kimin “kazandığını” tartıştı. İlginç ve bir o kadar da trajik olan, akademisyenlerin de bu topluluğa katılarak sadece aslında kimin kazandığını tartışması oldu.
Yüzyıl’ın ikinci çeyreğinde Ortadoğu’nun en önemli ve sistemi temelden sarsan savaşının ve operasyonlar zincirinin sanki Ortaçağ’da bir ovada karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması gibi algılanması ve açıklanması, hangi ordunun kazandığının tartışılması, bizim gibi olayları uzaktan sessizce izleyen ancak verilerle analizlerine devam eden quantlar, veri bilimciler ve uzmanlar için ayrıca tartışılması gereken ciddi bir olgu haline geldi. Bunun nedeni topumun neredeyse %99,99’u sessiz sedasız gelişen ve bir çığ gibi büyüyen “Quant Revolution” yani Quant Devrimi adını verdiğimiz dönüşümün tam olarak farkında değildi; ve görünen o ki böyle giderse uzun bir zaman da farkında olamayacak.
Bu konuda özellikle düşünmem 28 Şubat’ta İran operasyonu ile birlikte başladı. Kurucusu olduğum AkanakLabs’ta 30’u aşkın (şuan güncel sayı 37) quant’la kendi oluşturduğum yapay zeka AIDA’nın çıktılarını incelerken AIDA’nın savaşın başlama tarihini beş gün önce yani Şubat 22’de, EST (Doğu Zaman Dilimi) 27 Şubat olarak vermesi bize “false positive” olasılığını çağrıştırdı ve hemen hepimiz bunun bir “error” (hata/yanlış sinyal) olabileceğini düşündük ama yine de o haftaki AIDA Raporu’nda yer aldı. Ancak savaşın AIDA’nın ön gördüğü (1 saat 10 dakika kadar bir sapma ile) anda başlaması beni bu durum üzerinde ciddi anlamda düşünmeye itti. (PAmağaza’da üyelerin erişimine açık olan raporlarda 9. Hafta (Şubat 22 28, 2026) Raporu 29. Sayfa’dan ve 31. Sayfa’dan alınan aşağıdaki grafik bahsettiğim analize dair raporda görebileceğiniz somut veri.
İlginç bir şekilde 9. Hafta Raporu’nda bu konudaki yorumumuz “LSTM kuyruk riski modellerimizle desteklenen bu şiddetli senaryo, senkronize bir dışsal şoku simüle eder: 27 Şubat’ta ABD Üretici Fiyat Endeksi’nde (PPI) beklenmedik, şiddetli bir artışın, Hürmüz Boğazı veya Bab el-Mandeb Boğazı’nın asimetrik bir şekilde abluka altına alınmasıyla aynı zamana denk gelmesi ve bir hava operasyonun başlamasıyla hareketlilik tetiklenir. Böyle bir gelişme, anında ve kısıtlamasız bir küresel arz şokuna yol açar. “Korelasyon-1 Tekilliği”, sistemik sermayeyi hiperenflasyonist itibari para erozyonuna karşı korunmak için fiziksel emtiaları agresif bir şekilde kovalamaya zorlar. WTI, şiddetli, dikey bir fiyat artışı (+%45) yaşayarak varil başına 95 doları aşar ve matematiksel olarak Türk reel sektörünü ve tamamen ABD doları cinsinden enerji ithalatına dayanan gelişmekte olan piyasa tedarik zincirlerini felç eder.” (9. Hafta Raporu Sayfa 31) şeklinde.
İRAN SAVAŞI BİR İLK: ALGORİTMALAR SAVAŞIYOR
Şubat 28, 2026’da başlayan operasyon Nisan 7, 2026’ya kadar bir ayı aşkın bir süre devam etti ve bu sürede İran’ın askeri, teknik ve kısmen ekonomik kapasitesinin büyük bir bölümü yok edildi. Ancak İran rejiminin dönüşümünü amaçlayan operasyonun tamamlandığını söylemek son derece zor ve gerçek dışı. Kuvvetle muhtemel yakın bir zamanda operasyon ikinci fazda/aşamada devam edecek. Tüm bunlar olurken İran operasyonunu analiz ettiğimizde, sürecin çok büyük bir bölümünün DDM: Data Driven Decision dediğimiz Veriye Dayalı Karar Alma mekanizması ve algoritmalar ile gerçekleştirildiğini fark ettik. Hatta bu savaşın, bu konuda Dünya askeri tarihi için bir aşama olma olasılığı net (bu konuda karar vericiler askeri tarih uzmanları, ancak birçok veri bilinci ve quant’ın ortak görüşü bu yönde). Bu durum ilk kez ODD: Opinion Driven Decision yani kanaate dayalı karar alma süreci yerine veriye dayalı DSS: Decision Support System Karar Destek Mekanizmaları ile desteklenmiş, algoritmalarla yönlendirilen yeni bir süreci ortaya koyuyor.
Hali hazırda gelişmiş finansal piyasalarda (NASDAQ, uluslararası para piyasası gibi derinlikli piyasalarda) algoritmaların (insan işlemcilerine kıyasla) işlem hacmindeki oranı %95 civarında ve dönüşüm finans piyasalarında ciddi anlamda kendisini gösteriyor ve yavaş yavaş diğer iş süreçlerine yayılıyor.
Ancak (İsrail’in Eylül 7, 2023 sonrasındaki Gazze operasyonları hariç) ilk kez askeri operasyonlarda kurmay subaylar ana karar vericiler olmaktan çıkıyor; ver daha çok, kararları analiz eden ve uzman quantlarla birlikte karar vererek ancak ortak ve belki nihai onay mercii olarak haline geldi. Bir anlamda operasyon kurgusu kurmay subaylarsan gerçek zamanlı analizler gerçekleştirebilen algoritmalara geçiyor. Bu yönüyle 1960’larda yavaşça filizlenen 2000’lerde finans piyasalarında büyüyen quant devrimi, 2026’da kendisini askeri operasyonlarda da göstererek hayatın hemen her alanına girmeye başlıyor. Bunun anlamı, iş süreçlerinden savaşlara, kritik altyapılardan finansal döngülere hayatın hemen her alanında quant devrimi, yani algoritmaların ve bu algoritmaları tasarlayan uzmanların söz sahibi olacağı ve konunun spesifik uzmanlarının onay mercii olacağı yeni bir sürece ilerliyoruz. Peki bu gelmekte olan “Quant Devrimi” tam olarak nedir?
Quant Devrimi, sosyal ve ekonomik bilimleri nitel gözlemden yüksek boyutlu sayısal projeksiyona taşıyarak dünyayı yeniden tanımlayan temel bir bilimsel paradigma değişimini temsil etmektedir. Bu devrim sadece hesaplama gücündeki bir artış değil; matematik ve kliometrinin (Cliometrics) daha önce fen bilimlerine özgü olan hassasiyeti sağladığı sosyal ilişkilerin “sayısallaştırılması”dır. Küresel güçler için bu değişim, modern savaşları yöneten otonom algoritmalardan küresel gıda tedarikini güvence altına alan yüksek hassasiyetli sensörlere kadar ulusal yaşamın her katmanına nicel analitiğin entegrasyonu anlamına gelir. Bu, tek bir yılda (2025) üretilen verilerin, 1998’e kadar insanlığın tüm tarihsel üretimini gölgede bırakacağı ve sinyali gürültüden ayırt etmek için gelişmiş yapay zeka sistemlerine ihtiyaç duyulacağı bir çağdır. Bir anlamda artık veriden ziyade anlamlı verinin ayrıştırılması ön plana çıkmaktadır ve anlamlı veri modern dünyada yeni “altın” haline gelmektedir.
ALACAKARANLIK TEORİSİ
Şahsen AIDA’yı geliştirirken de, haftalık piyasa raporlarını hazırlarken de AkanakLabs’taki çalışmalarda da, “Twilight (Alacakaranlık) Teorisi” benim için ciddi bir aşama oldu. Twilight Teorisi, bir anlamda karanlıkla aydınlığı yani binary durumları birbirlerinden ayıran geçişkenlikleri analiz eden ve anlamlandıran bir modeldi ve benim doktora tezimin omurgasını oluşturuyordu. Şimdi bu modeller bütününü AI (Yapay Zeka) ile bütünleştirerek, modellerin birlikte geliştirilmesi yoluyla nitel teori ile nicel uygulama arasındaki boşluğu kapatmak için AkanakLabs’ta bu devrimi kullanıyoruz. Burada çok fazla teknik detaya girmek istemiyorum, ancak tüm Dünya’da ciddi anlamda sessiz ancak derinden bir dönüşüm yaşanıyor ve bunu aslında her alanda görmek mümkün. Birçok yeni şirkette ve mevcut büyük şirketlerin, uluslararası şirketlerin ve markaların iş süreçlerini dönüştürmesinde bunu görmek mümkün. Ve sıradan insanların bu durumla yüz yüze geldiklerinde ciddi bir şok dalgasının yaşanacağı net.
Tüm Dünya’da kısmen durum benzerken, Türkiye ise, kurumsal zayıflama ve rant arayan sektörlere olan takıntı tarafından tanımlanan makro yapısal bir “düğüm” içinde sıkışıp kalmış, bu devrime trajik bir şekilde geç kalmış görünüyor. Bu gecikmenin temel nedeni (maalesef) insan sermayesinin çöküşü… Resmi istatistikler iyimser kalırken, işsizliği gizlemek için kullanılan düşük kaliteli üniversiteler hesaba katıldığında, (mecburen) verimsiz gençlerin (eğitimde, istihdamda veya mesleki eğitimde olmayanların) etkin oranı %70’i aşmaktadır. Bu “seçici cehalet”, inşaat sektörünü ve arazi rantını inovasyon ve yüksek teknoloji üretimine tercih eden verimsiz bir politika ile daha da kötüleşmektedir. Dahası, yaygın kayırmacılık, “niceliksel zekaya sahip” bir işgücünün yurt içinde gelişmesi için gerekli olan liyakate dayalı teşvikleri paramparça etti ve Türkiye’deki nitelikli iş gücünün çok ciddi bir bölümünün yurt dışına çıkmasına neden oldu. Dünya “Quant Devrimi”nin içerisindeyken Türkiye’de hemen hemen hiç quant olmamasının temel nedenlerinden biri de aslında bu.
TÜRKİYE’NİN VERİ DEMOKRASİSİ SORUNU
Geç kalmanın sonuçları, kaçırılmış fırsatlar ve sistemik başarısızlıkların “makus tarih”i (talihsiz tarih) olarak şimdiden kendini gösteriyor. Küresel “21. yüzyıl hızının” gerisinde kalan Türkiye, kronik beyin göçü ve geleneksel ekonominin kapatamadığı sosyoekonomik sınıflar arasındaki uçurumun genişlemesiyle karşı karşıya kalıyor.
Daha ayrıntılı bir düzeyde, nicel denetim ve “veri demokratizasyonu”nun eksikliği, sağlık hizmetleri gibi kritik sektörlerde felaket niteliğinde başarısızlıklara yol açarken; işgücü piyasasında da ciddi bir verimsizlik döngüsü yaratıyor. Kamu hizmetlerinde ve kısmen özel sektörde de basit istatistiksel izleme ile tespit edilebilecek anormallikler, insan trajedisine neden oluyor. Sonuç olarak, Quant Devrimine geç kalmanın bedeli, veriler aracılığıyla kendilerini besleyemeyen veya savunamayanların kaçınılmaz olarak geçmişin rantçı vasatlığının esiri olacağı bir dünyada ulusal özerkliğin kaybıdır. (Ki ulusal özerkliğin kaybının Türkiye’de hem kamu hem de toplum tarafından tam olarak anlaşılmadığı kanaatindeyim).
Sessizce yaşanan Quant Devrimi’nin küresel bağlamı, Quantum Information System (QIS) alanındaki liderlik yarışıyla daha da açıklığa kavuşmaktadır. Yarı iletken mikroelektronik, GPS ve MRI gibi teknolojiler, biyoteknoloji ve savunma için kuantum işlemcilerin ve sensörlerin önümüzdeki on yılın ulusal güvenlik altyapısının temelini oluşturacağı yeni bir dönemin öncülleridir. Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler için QIS, artan jeopolitik ayrışmanın yaşandığı bir dünyada teknolojik üstünlüğü korumak için gerekli olan araştırma ve geliştirme girişiminin “yeni ortaya çıkan bir sütunu” niteliğinde ve bu alandaki girişimler Dünya’nın hemen her yerinde sermaye toplar hale geldi.
Quant Devrimi (belki Türkçe ismi ile Kantitatif Devrim), sosyal bilimleri betimleyici anlatı alanından normatif projeksiyonun yüksek boyutlu bir motoruna taşıyan, çağımızın belirleyici bilimsel hareketi haline geldi.
Şahsen kendi adıma (üniversitede ders vermeye devam etsem de) akademide kalmak yerine kurmayı tercih ettiğim AkanakLabs’ta AIDA’nın geliştirilmesi ve Twilight Teorisi’nin formüle edilmesi ve laboratuvardaki uygulamalarımız, bizi sandığımızdan çok daha farklı bir geleceğin beklediğini gösteriyor.
Yüksek potansiyele sahip ancak derin kurumsal ve eğitimsel çürüme ile karakterize edilen Türk Paradoksu, ancak şeffaflığa ve sayısal titizliğe radikal bir bağlılıkla çözülebilir.
Veri demokratizasyonu sadece teknik bir öneri değil; sosyal adalet ve kurumsal dayanıklılık için bir ön koşuldur.
Her hastanenin, her devlet dairesinin ve her cerrahi ekibin performansını görselleştirerek, her kamu görevlisi ve politikacının ve birinci derece yakınlarının mal varlığı sorgulamaya açılarak ülke yolsuzluğun ve kötü uygulamaların sistemik hale gelmesini önleyen ikincil bir denetim katmanı oluşturabilir, ki bu uygulama bugün Dünya’daki birçok ülkede quantlar tarafından tartışılmaktadır.
Dünya otonom savunmaya, hassas tarıma ve finansal makine öğrenimine doğru ilerlerken, sinyalleri çıkarabilenler ile gürültüye kapılanlar arasındaki ayrım, küresel eşitsizliğin temel itici gücü haline gelecektir.
Quant Yaklaşımı (Kantitatif Yaklaşım), benzeri görülmemiş teknolojik ve ekonomik dönüşüm çağında “talihsiz tarihlerini” kırmak ve kendi iradelerini geri kazanmak isteyen toplumlar için tek geçerli yoldur.
Şayet siz de bu konuda benim gibi düşünüyorsanız AkanakLabs’ta AIDA çıktıları ile 30’u aşkın quant tarafından hazırlanan raporları okuyup, geri bildirimlerinizi paylaşarak bize katılabilirsiniz. Bu konuda Dr. Cüneyt Akman ve Sn. Atilla Yeşilada ile gerçekleştirdiğimiz yayını izlemek isteyen okuyucular için paylaşıyorum👇
https://www.youtube.com/watch?v=JXBH38yHVyU&t=2097s
