FÖŞ yazdı: Ekonomide hasar tespiti
Sabah 02:30, ama Şam Şeytanı gibi gözlerim fal taşı gibi açık. Eskiden her sabah 04-05:00 gibi kalkardım, şimdi erkene çektim ki Trump ne saçmalık yapmış, anında görüntü alayım diye. Günün menüsü de eğer Hürmüz Boğazı derhal deniz trafiğine açılmazsa, Karg Adası işgal edilecek ve İran’ın petrol kuyularına saldırı başlayacak. Eğer bugün Wall Street yine sinir krizi geçirirse, yine “Görüşmeler hızla ilerliyor, yakında barış imzalarız” diyecek. ABD, Trump’ı hak etmiyor, ama o başka bir makalenin konusu.
İşin özü şu ki, Orta Doğu Savaşı 2 aydan önce bitmez. Zaten resmen hiç bitmeyecek; cephaneler tükenip, bütçede askeri harcamalara para kalmayınca taraflar mecburen birbirlerine füze sallamaktan vazgeçip küfretmekle yetinecek.
Savaş 2 ay daha sürer. Bu süre zarfında da İran, İsrail ve Körfez ülkelerinde sanayi tesis kalmaz. Dolayısıyla kırılan tedarik zincirlerinin onarımı ve küresel sermaye akımlarının normale dönmesi en erken yılın son çeyreğinde.
Eğer gelecek böyle şekillenecekse, FÖŞ de naçizane bizim ekonomide bir hasar tespiti yapsın. Ama durun, önce siyasette bir hasar tespiti yapsın. Nisan anketleri açıklandığında Erdoğan ve AKP’nin 5 puan irtifa kaybettiğini göreceğiz. Savaşı Erdoğan çıkartmadı ama Fırat kıyısında bir kuzu kaybolsa millet hesabını ondan soracak. Ve öyle bir hesap soracak ki küçük dilimizi yutacağız; çünkü istihdam ve enflasyon cephesinde ağır yaralı vaziyetlerine düşmüş olacağız.
Tamam, tamam hasar tespiti yapacağız ama önce size ASLA olmayacak şeyi yazayım da yolda her çeviren sormasın. Döviz krizi çıkmaz. Merkez bankaları FX rezervlerini böyle yağmurlu günler için biriktirir ve fırtına başladığında da satarlar. Rezervdeki düşüşün başlıca sebebi carry trade getirisine koşan akbaba türü sıcak paranın kaçışıydı, o da sonlara geldi. Yerleşikler hâlâ TL’de ve 22 Nisan’da TCMB PPK bir 300 baz puan daha faiz artırınca döviz satmaya bile başlayacaklar. Zaten sonra da turizm sezonu başlayacak ve TCMB kasasına gani gani rezerv akacak. Yanılmış olabilir miyim? Evet, iki tane kara kuğu senaryo var. İlki, Erdoğan “fırsattan istifade” Mansur Yavaş’ı görevden alır ve/ya Özgür Özel’in dokunulmazlığı kalkar, mahkemelerde sürünür. Türkiye 2025 yılını Ekrem İmamoğlu operasyonu yüzünden kaybetti, 2026’yı da yukarıda saydığım iki isme reva görülen muamele nedeniyle kaybeder. İkincisi, İran – sebebi bilinmez -, İncirlik değil, Bakü-Ceyhan boru hattı ve Star ve Petkim tesisleri gibi stratejik varlıklarımıza saldırı düzenler; psikolojik olarak savaşa girdik bile korkusu başlar. Yabancı TL’yi açığa satmaya girişir, babayı yeriz.
Bakın, yalnız enerji değil; gübre, plastik ve ilaç girdileri yordamıyla pencereden evin içine atlayan bu enflasyon en az bir yıl çıkmaz. Böyle bir ortamda TL’nin devalüe edilmesi ya da modern deyimiyle “değerinin ayarlanması” derhal enflasyona bulaşır. Bu geçişkenlik oranı %35 civarında hesaplanıyor ama aslında konjonktüreldir. Bu ortamda örneğin %20 devalüasyon, 3 ay içinde enflasyonu da %20 artırır. Fasit daireye gireriz.
Peki, döviz krizi yoksa en büyük hasar nerede? Büyümede. Zaten savaştan önce de ekonomide tökezleme başlamıştı. Belirsizlik ortamından dolayı özel sektör sabit sermaye yatırımlarını geciktirecek. Vatandaş da yüksek fiyatlı malların (ev, oto) tüketimini savaş bitinceye kadar geciktirebilir. En önemlisi, cari açık bu sene en az 50 milyar dolar olur; GSMH hesap yöntemine göre bu da büyümeden çalar. Yılı %2’nin altında büyüme ile kapatırız. 2025 yılında ekonomi güya %3.8 büyüdük ama istihdam neredeyse hiç artmadı. Bu sene istihdam kayıplarının toplumsal sorun haline geldiğini göreceğiz. Manşet işsizlik %10’a kadar yükselebilir, gizli işsizlik %30’u aşar.
Hazır cari açık demişken, 50 milyar doları bir perspektife oturtalım; bu milli gelirin %4’ü falan eder. Biraz yüksek bir rakam ama Türkiye küresel bir finansal kriz yaşanmazsa havada-karada finanse eder bu açığı. Savaştan önce banka ve finans dışı şirketlerin ortalama FX borç çevirme oranı %150’lerdeydi, belki bu oran %100’e düşer ama daha aşağı inmez.
Gelelim enflasyona; eşel mobil ve güçlü TL politikası sayesinde küresel enflasyon şoku kısmen bertaraf ediliyor da nihayetinde komşuda pişer, bize de düşer. Üstelik TCMB Nisan’da faizleri sabit tutmak gibi bir hata yaparsa enflasyon iyice azar. Ek parasal sıkılaştırma önkoşuluyla bu sene enflasyonla mücadele kampanyasının sona erdiğini müjdelerim. Sene sonunda manşet TÜFE yine %30 olacak. Şimdilik öyle bir niyet ya da tüyo göremiyorum ama Erdoğan toplumsal baskıya dayanamayarak Temmuz’da emekli maaşı ve asgari ücrete ara yıl zammı yaparsa TÜFE’de %35’lere gideriz.
Bugünlerde en sık kullandığım deyim, “Bahtsız hacıyı çölde deve üstünde kutup ayısı öper.” Türkiye’nin durumu da bu işte. Covid-19, Ukrayna Savaşı, Gazze, Orta Doğu derken ortada niyet ve gayret olsa dahi ekonomiyi yoluna sokmak mümkün olmuyor. Zaten niyet de yok. Erdoğan rejiminin tek niyeti daha fazla rant edinmek ve Erdoğan’ın Tanrı ömür verdiği sürece bizi yönetmesi için “mıntıka temizliği”.
Böylece muhalefet görevimi de yapmış olup yeniden Trump’a dönebilirim. Türkiye’de her sabah yeni bir operasyonla uyanıp hemen antidepresan kutusuna uzanıyoruz da bizim çektiklerimiz Trump’a oy verme cahil MAGA tabanının yanında devede kulak kalır.
