YOKLUK YOKTUR
Adem / Yokluk, olmama, bulunmama imkânsızdır. Yokluk; vücudun, varlığın zıddıdır. Aslında, mutlak / sınırsız, daimî ve devamlı adem / yokluk yoktur. Ancak haricî / dışa ait bir adem vardır. Yani mânen ve ilmen olanın; dışta, zâhirde zuhûru, varlığı olmasa bile, hafıza ve gönüllerde mevcut olup, ilmimizde vardır. Zaten mânâ ve ilim olmasaydı; maddiyat / görünür âlem ortaya konmıyacak, ele avuca sığar bir durum almıyacaktı. Nitekim kafamızdakiler zâhirde, görünürde, dış âlemde yoklar. Ama mânen yani ilmimizde vardır.
Allah, ilmindeki hakikatleri; dünya, kâinat ve içindekiler olarak zuhûr ettirip, zâhirde / madde âleminde görünecek şekilde tecellî ettirmekte. Böylece her madde, bir mânânın temessülü, cisim hâlini almış şekli ve tecellîsi / müşahhas / somut bir görüntüsü; kısaca taşa toprağa, ete kemiğe bürünmüş bir manzarasından başka bir şey değil.
Zaten mutlak adem / yokluk yoktur. Çünkü her şeyi içine alan, muhit / kuşatıcı bir ilim var. Hem Allah’ın ilim dairesinin harici / dışı yoktur ki, bir şey ona atılsın. İlim dairesi içinde bulunan adem / yokluk ise, hariçte bir adem, yani yokluktur. Maddeten zuhûru olmayan, henüz tecellîsiz bir mânâ, bir anlam ve bir rûhtur. İlmî vücûda perde olmuş bir ünvandır.
Demek ki, fenaya gitmek, geçici olarak haricî libasını çıkarıp, mânevî ve ilmî vücuda girmektir. Yani hâlik / helâk ve fâni olanlar; haricî / dıştaki vücûdu bırakıp, mahiyetleri........
© Önce Vatan
