İktidarın kuşak açmazı
Bir kuşağın uğruna mücadele ettiği değerler, sonraki kuşağa aynı heyecanla geçmiyor…
Erken İslam tarihi bunun acı örneklerini yaşadı.…
İlk Müslümanlar işkenceyi, hicreti, yoksulluğu ve savaşları yaşadı. Henüz paylaşılacak büyük servetler, yönetilecek eyaletler, uğruna mücadele edilecek valilikler yoktu.
İnanç, yeni dünya kurma idealizmi idi…
Hz. Muhammet’in ölümünden çeyrek yüzyıl sonra siyasetin ağırlığı başka kuşağa geçti. Fetihlerle büyüyen devlet artık ganimet, vergi, toprak, makam ve hanedan rekabeti üretmeye başladı…
Kurucu fedakârlığın yanına çok daha sert bir mesele eklendi: Büyüyen devletin iktidarı, serveti ve makamları nasıl paylaşılacaktı?
-Örneğin- Halife Hz. Osman, Müslüman isyancılar tarafından evinde öldürüldü. Katlin içinde adı geçenlerden biri, -eve girdiği kesin, öldürücü darbeyi vurup vurmadığı tartışmalı- ilk halife Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed Ebubekir’di…
Hz. Muhammet’in torunu Hz. Hüseyin, Yezit’e biat etmeyi reddetti, Kerbela’da çocuklarıyla katledildi.
Ardından Yezit’in gönderdiği Şam ordusu Mekke’ye yürüdü. Hz. Ebubekir’in torunu Abdullah bin Zübeyr’in direnişi sırasında şehir kuşatıldı, Kâbe mancınıklarla dövüldü, yangında zarar gördü…
Dünyaya aydınlık getiren İslam’ın üzerinden daha yarım yüzyıl geçmişti...
Kurucuların çocukları ve torunları artık kurucuların dünyasında yaşamıyordu sanki! Tarih, dedelerinin-babaların hatırasıyla yürümüyordu...
Çünkü: Her kuşak, geçmişin hatıralarından çok kendi döneminin değişen toplumsal, siyasal ve ekonomik ilişkileri içinde biçimleniyor.
İBN HALDUN UYARISI: ASABİYET
Abbasi hareketi, Emevî........
