menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sadık Çelik yazdı: İran’ın görünmeyen rasyonalitesi

236 0
27.03.2026

Batı, İran’ın neden geri çekilmediğini sorgularken muhtemelen cevabı onu irrasyonel olarak tanımlamakta buluyor.

Oysa belki de asıl irrasyonel olan bu beklentinin kendisi.

İran’ı yalnızca bugünün rejimiyle, bugünün liderleriyle, bugünün kriz başlıklarıyla okumak; bir ülkeyi değil, bir başlığı analiz etmektir. Oysa İran bir başlık değil, bir hafızadır. Tahran’ın verdiği her karar, sadece bugünün maliyet hesabıyla değil, geçmişin kırılmaları ve geleceğin dağılma korkusuyla birlikte alınır.

İRAN'I SADECE "İSLAM CUMHURİYETİ" OLARAK OKUMAK EKSİK KALIR

1979’da İran’da yaşanan sadece bir devrim değildi. Bir yön değiştirme, bir kopuş, bir reddedişti. İran halkı sadece bir şahı devirmedi; aynı zamanda bir bağımlılık ilişkisini, bir yönelim biçimini, bir dış politika refleksini de devirdi. Bu yüzden bugünkü İran’ı sadece “İslam Cumhuriyeti” olarak okumak eksik kalır. O yapı, aynı zamanda “bir daha dışarıdan dizayn edilmeme” hedefi üzerine kurulmuş bir savunma psikolojisinin ürünüdür.Bu yüzden İran’ın sertliği sadece ideolojik bir inat değil. Aynı zamanda öğrenilmiş bir refleks. Travmatik bir deneyimin tekrarını engelleme çabası. Psikolojide bir görüş vardır: Bir kez yaşanan şey, ikinci kez yaşanma ihtimali yüzünden daha büyük bir korkuya dönüşür. İran’ın dış politikası da biraz böyle çalışıyor.

Batı’nın İran’ı anlamakta zorlandığı yer, aslında en basit görünen yer, yani rasyonellik. Çünkü Batı, rasyonelliği hâlâ maliyet hesabı üzerinden tanımlıyor. Kayıp ne kadar, kazanç ne kadar… Risk büyürse geri adım atılır…vs. Bu denklemde İran’ın çoktan geri adım atmış olması gerekirdi. Ama atmıyor. İşte tam bu noktada analiz kırılıyor. Çünkü İran için rasyonellik, maliyeti azaltmak değil; zayıflığın görünür hale gelmesini engellemektir ve bazen bu ikisi birbirine tamamen zıt şeylerdir.

İRAN İÇİN RİSK ALMAMAK DAHA BÜYÜK BİR RİSK

İran’ın bugün daha açık, daha riskli ve daha görünür hamleler yapması bir tercih değil, bir sıkışmanın sonucu. İran için caydırıcılık artık sadece karşı tarafı durdurmak değil, aynı zamanda içeride, kontrol hala bizde mesajını verebilmek. Bu mesaj kaybolduğunda artık mesele sadece dışarıyla ilgili değildir. İçeriye de sirayet eder ve bir devlet için en tehlikeli an, dışarıdaki tehdidin içeride bir güvensizlik duygusuna dönüşmeye başladığı andır. İran tam da bu eşiğin farkında. Bu yüzden attığı adımlar, dışarıdan bakıldığında riskli görünüyor olabilir. Ama içeriden bakıldığında, risk almamak daha büyük bir risk gibi duruyor.

Sonuçta ortaya garip bir durum çıkıyor: Batı, İran’ı risk aldığı için irrasyonel buluyor. İran ise risk almadığı durumda daha büyük bir çöküş ihtimali gördüğü için risk alıyor. Aynı gerçeklik, iki farklı akıl yürütme.

HÜRMÜZ'DEN GEÇEN HER TANKER KÜRESEL DÜZENİN KIRILGANLIĞINI TAŞIYOR

İran meselesi hiçbir zaman sadece İran meselesi olmadı. Bu coğrafya, sadece ideolojilerin değil, aynı zamanda enerjinin de kalbi. Bugün yaşanan gerilim bu yüzden bir sınır çatışması gibi okunamaz. Hürmüz Boğazı’ndan geçen her tanker, aslında sadece petrol taşımıyor; küresel düzenin kırılganlığını da taşıyor. İran’ın elindeki en büyük kozlardan biri bu: Coğrafya. Zira coğrafya, bazen ordulardan daha güçlüdür.

Bugün savaşın sahası genişledikçe, etkisi de genişliyor. Enerji tesislerine yönelik tehditler, boğazın kapanması, fiyatların dalgalanması… Bunların her biri birer psikolojik baskı aracı. Çünkü modern dünyada enerji, sadece bir kaynak değil; bir güvenlik duygusudur.İran’ın bu denklemdeki rolü bu yüzden kritik. Çünkü İran, sadece direnen bir aktör değil; aynı zamanda dengeyi bozma kapasitesine sahip bir aktördür. Bu kapasite, onu daha da tehlikeli değil, daha da vazgeçilmez kılıyor. Batı’nın İran’la kurduğu ilişkinin bu kadar karmaşık olmasının nedeni de budur. İran’ı dışlamak kolay ama etkisizleştirmek neredeyse imkânsız.

İSRAİL'İN 'NE DOĞRULAMA NE YALANLAMA' STRATEJİSİ'

İsrail’in nükleer kapasitesi konusunda yıllardır izlediği “ne doğrulama ne de yalanlama” siyaseti, Ortadoğu’daki en büyük çifte standartlardan birini görünür kılıyor. Tel Aviv yönetimi resmi olarak susuyor ama Dimona tesisinin 1950’lerin sonundan itibaren İsrail’in nükleer programında belirleyici rol oynadığı artık yeni bir iddia değil, onlarca yıldır uzman raporlarında ve uluslararası analizlerde yer alan bir gerçeklik. İsrail nükleer silaha sahip........

© OdaTV