menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İdeolojilerin Ötesinde, Etik Bir Yaşam Arayışı

11 0
26.10.2026

Lafı eğip bükmeden doğrudan söyleyeyim: Şu haliyle toplumları geri dönüşüme sokmalı. İdeolojilerle yoğrulmuş toplumlardan artık iyi bir şey çıkmayacak. İdeolojiler, insanların yetersizliklerini çarpıtmaktan ya da örtmekten başka ne işe yaradı ki? En iyi ihtimalle toplumların yetersizliklerini ve eksikliklerini idare ettiler diyelim. Toplumları ister geçmişiyle ister bugünüyle değerlendirelim, ideolojilerin gerçeği değişmiyor. Geçmişe “ölü” birine davranır gibi davranmamızı istiyor. Ne var ki “geçmiş ölü değildir; hatta geçmiş bile değildir”. Şimdi, geçmişin bir boyutudur. Toplumların tüm duraklarında ideolojilerin ve geçmişin izleri vardır.

Tüm bu nedenlerle yaşamı ideolojik açıdan değil, etik açıdan yorumlamak gerektiğini düşünüyorum. Ama bugün olguyu etik açıdan yorumlamanın faturası çok ağırdır, bunu biliyorum. Günümüz toplumlarının bu faturayı ödeme kabiliyetlerinin olmadığını da görüyorum. Zira tüm iktidarları, tüm egemenleri, tüm devletleri ve tüm egemenlik sistemlerini ahlaksızlık olarak yorumlamanın etik paradigmanın bir gereği olduğunu düşünüyorum. Tekrar edelim: İktidar olmak ahlaksızlıktır. Egemen olmak ahlaksızlıktır. Ötekine devlet olmak ahlaksızlıktır. Sınıflaşmaya meydan vermek ahlaksızlıktır. Bunların tümü politik bir tutumu içerir.

Hannah Arendt, “Politikanın bittiği yerde özgürlük başlar” demişti. İşte bu nedenle politika etikle yollarını ayırır. Etik, özgür ve eşit yaşam ilkelerini düzenlemek isterken, politika egemenlik ilişkilerini düzenler. Politika, egemenlik ve itaat kültürünü devreye sokar. İtaat ilişkilerinde ahlak devrededir artık. Nietzsche’den alıntılayarak söylersem; “Ahlak, törelere itaat etmekten başka bir şey değildir.” Gerçi ahlak evrensel olmayıp, beslendiği kültürel kodların izlerini taşır; oysa etik evrensel olanın peşindedir. Bu nedenle ben yeri geldiğinde “Ahlaklı ol” demem, “Etik ol” derim.

İşte bu yüzden toplumun bana dayattığı varoluş formlarından kaçmak isterim. Kaldı ki yürürlükteki ahlak son tahlilde, ulus tekelciliğini, kültür tekelciliğini ve devlet tekelciliğini beslemek durumundadır. Zira farklı olanı “öteki”leştirmek gerekir! Böylece insanlar ahlak sayesinde etnik, dinsel ve politik ötekileri küfre dönüştürürler. Bu şartlarda onları itibarsızlaştırmak hiç de zor bir iş olmaz.

Bazen ahlakı etikle karıştıranları görüyorum.........

© Nokta Haber Yorum