menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz Savaşı: Kazanan Devletler, Kaybeden Yönetimler Ve Sarsılan Küresel Düzen

24 0
07.05.2026

Prof.Dr.Seyithan Deliduman

Gerilimden Savaşa Geçiş

Uluslararası ilişkilerde bazı krizler vardır ki uzun süre “gerilim” olarak tanımlansa da belirli bir eşikten sonra artık farklı bir kategoriye geçer. Amerika-İsrail eksenli İran gerilimi de bugün itibarıyla bu eşiği aşmış görünmektedir. Çünkü mevcut süreç yalnızca karşılıklı tehditlerin, sınırlı operasyonların veya diplomatik restleşmelerin toplamı değildir. Süreç artık yeni bir düzenin hangi şartlarda kurulacağının konuşulduğu bir safhaya ulaşmıştır. Başka bir ifadeyle mesele artık “kriz yönetimi” değil, savaş sonrası denge arayışıdır.

Uluslararası ilişkiler pratiğinde büyük anlaşmalar çoğu zaman iki dönemde ortaya çıkar: Uzun barış dönemlerinde yahut sıcak çatışmaların ardından. Gerilim hali ise tek başına kalıcı anlaşma üretmeye çoğu zaman yetmez. Taraflar arasında gerçek anlamda bir barış zemini olmadığına ve artık anlaşma ihtimali savaş sonrası parametreler üzerinden tartışıldığına göre, yaşanan süreci bir savaş olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır.

Tarihin Vereceği İsim: Hürmüz Savaşı

Tarihsel hafıza olayları yaşandığı günkü diplomatik terminolojiyle değil, sonuçlarıyla isimlendirir. Bugün “gerilim” denilen birçok olayın geçmişte sonradan “savaş” olarak anıldığını biliyoruz. Bu nedenle gelecekte tarih yazımı bakımından da bu sürecin bir savaş olarak değerlendirilmesi kuvvetle muhtemeldir. Eğer ortada tarihsel ölçekte bir savaş varsa, doğal olarak bu savaşın bir adı da olacaktır.

Bu noktada en güçlü isim hiç şüphesiz Hürmüz’dür. Çünkü mevcut çatışmanın merkezi yalnızca İran ile İsrail arasındaki askerî hesaplaşma değildir; küresel enerji akışının düğüm noktası olan Hürmüz Boğazı’dır. Petrol tankerleri, enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve küresel ekonomik denge doğrudan bu coğrafyaya bağlıdır. Bu nedenle gelecekte bu çatışmanın “Hürmüz Savaşı” olarak anılması son derece güçlü bir ihtimaldir.

Hürmüz Savaşı’nın En Büyük Paradoksu

Ancak Hürmüz Savaşı’nın en dikkat çekici yönü, klasik savaş mantığını aşan bir kazanan-kaybeden tablosu üretmesidir. Çünkü bu savaşta aynı taraf içerisinde hem kazananlar hem de kaybedenler bulunmaktadır. Modern çağın hibrit savaşları artık yalnızca cephede değil; ekonomi, enerji, finans ve algı alanlarında da yürütülmektedir. Bu nedenle yönetimlerin kazandığı ama devletlerin kaybettiği yahut tam tersine yönetimlerin kaybedip devletlerin güçlendiği paradoksal sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Belki de Hürmüz Savaşı’nı modern çağın diğer savaşlarından ayıran temel unsur tam da budur. Artık savaşlar yalnızca toprak kazanmak veya askerî üstünlük kurmak için yapılmamaktadır. Enerji piyasaları, küresel sermaye hareketleri, finansal spekülasyonlar ve psikolojik üstünlük savaşın ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir.

Amerikan Yönetimi Kazandı, Amerika Kaybetti

Amerika Birleşik Devletleri bakımından........

© ngazete