menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dört Deniz, Tek Risk Haritası

12 0
06.09.2026

Prof.Dr.İ.Hamit Hancı

Av.Dr.Alp Aslan

Türkiye’yi çevreleyen denizlerde son aylarda yaşanan olayları yan yana koyduğumuzda rahatsız edici bir tablo ortaya çıkıyor.

Karadeniz’de ticaret gemileri dron saldırılarının hedefi oluyor, savaş araçları kıyılarımıza vuruyor. Marmara’da ticaret gemileri çarpışıyor; feribotlar ve özel tekneler yanıyor, büyük gemilerle küçük ve süratli tekneler aynı yoğun deniz trafiği alanını paylaşıyor. Ege’de marina yangınları bir tekneden diğerine sıçrıyor, yüzü aşkın turist yanan gezi teknesinden denize atlamak zorunda kalıyor. Akdeniz’de ise yolcu gemisi faciasının yanı sıra yüzen cisimler, deniz çöpleri, batıklar, askerî ve sualtı faaliyetleri deniz seyir ortamının diğer parçalarını oluşturuyor.

Bunları birbirinden bağımsız kazalar mı? Yoksa sorun daha mı büyük.

Türkiye’nin artık sadece gemileri değil, deniz alanının tamamını güvenlik bakımından izlemesi gerekiyor.

“Turkish Crew Onboard” . Teknik bir terim değil, İngilizce gemi veya uçakta Türk mürettebat/ekip bulunması anlamındadır.

Karadeniz’de seyreden bir geminin bayrağı Panama, Liberya veya başka bir devlete; sahibi üçüncü bir ülkedeki şirkete ait olabilir. Ancak köprü üstündeki zabit, makine dairesindeki mühendis veya güvertedeki gemici Türk olabilir. Denizci dostumuz Hakan Sayıner buna güzel bir örnektir. Dünyada gemiyle birlikte haczedilen ilk müretabatın bir üyesi olarak olarak tarihe geçti. Bunu başka bir yazıda ele alacağız

Bu nedenle savaşın ticaret gemilerine yayılması Türkiye için yalnızca bir bayrak devleti sorunu değildir. Aynı zamanda Türk denizcisinin güvenliği sorunudur.

2026 yazında Karadeniz’de sivil ticaret gemilerinin dron saldırılarından etkilenmesi bunun somut örneklerini vermiştir. Saldırılara uğrayan Türk bağlantılı gemilerde Türk personel yaralanmış, vefat etmiş ve Dışişleri Bakanlığı savaşın Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini tehdit edecek biçimde genişlemesinden duyduğu endişeyi açıkça belirtmiştir.

Tehlike sadece denizde mi?.

Millî Savunma Bakanlığının açıklamalarına göre savaşın başlamasından bu yana Karadeniz’de yüzlerce şüpheli cisim tespit edildi; mayınlar, kamikaze İHA’lar ve insansız deniz araçları imha edildi. 2026 boyunca Ünye’den Bartın’a ve İstanbul Karaburun’a kadar çeşitli kıyılarımıza İHA veya askerî nitelikli olabilecek cisimler vurdu.

2 Eylül’de de Karadeniz Ereğli, Karasu, Karaburun, Türkeli Demir Sahası ve Çatalca çevresinde tespit edilen şüpheli cisimlere SAS timleri müdahale etti.

Bunun anlamı; Karadeniz kıyısında bulunan her yabancı cisme artık sıradan “deniz çöpü” gözüyle bakamayız.

Deniz çöpü ile savaş artığı arasındaki sınır dahi bulanıklaşmış durumda.

Vurulan geminin kendisi de birkaç gün sonra tehdide dönüşebiliyor. Dron saldırısının ardından personeli tahliye edilen Golden Sapling gibi manevra kabiliyetini yitirmiş bir gemi, sürüklenerek Türkiye kıyısında karaya oturabiliyor.

Karadeniz’de “Saldırı Türk karasularında mı oldu?” sorusu yetersiz........

© ngazete