menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beş Yıldızlı Dindarlığımız

11 0
wednesday

İslami davet ve zihin, bilgi ister, evrensel bakış ister, bağımsız düşünme yeteneği ister ve en önemlisi de biraz da bunları elde ettirecek akıl ister.

İçimizde ve dışımızdaki tüm İslâm karşıtlarının müslümanların anlayış, hal ve davranışlarını eleştirdiği bir ortamda zaaflarını ortaya koymanın sıkıntılı bir durum oluşturduğunu ve pek çok kişiyi rahatsız ettiğini biliyorum.

Ancak nerede olduğumuzu anlamak ve önümüzü görmek açısından eleştirel davranmak, fikirlerimizi ve yaptıklarımızı sorgulamak bir zorunluluk olmasının ötesinde, dini bir vecibedir diye düşünüyorum.

Zira Müslümanların düşünce biçimi, içinde bulundukları hal ve davranış, sadece kendilerine zarar vermekle kalmıyor; İslam’ın yanlış anlaşılmasına, mesajının örtülmesine, hatta zanlara mahkum edilmesine neden oluyor. Bunun canlı pek çok örneğini hem kendi ülkemizde, hem de Müslümanların yoğunlukta olduğu diğer coğrafyalarda apaçık bir şekilde yaşayıp görüyoruz. Tüm bu olanlarla birlikte; Allah adına, din adına, Hz. Peygamber (sav) adına ortaya çıkan düşünce biçimleri de ciddi bir eleştiri ve tashihi hak ediyor kanımca.

Genel olarak baktığımızda…

“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız” emrine kulak tıkayıp, imanın ilk adımının “sevgi” olduğundan bihaber sürekli birbirlerinin kuyusunu kazan…

Bin yıllık mezhep ihtilaflardan gereken dersi çıkaramayan, o anlamsız kavga ve husumetleri, kan davasına dönüştüren, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sunan…

“Doğru ve güzel olanı” aramak ve bulmaktan çok kendisini "haklı ve üstün" çıkarmaya çalışan…

İbadet ve zikire ayırdığı vaktin binde birini bile tefekküre ayırmayan…

Kuran’ın ısrarla yaptığı “Siz hiç akıl etmez misiniz? Siz hiç düşünmez misiniz?” şeklindeki tam yetmişbeş ayette direk, yediyüze yakın ayette de atıfla yapılan ikazları görmezden gelip, düşünme nimetini önemsemeyen…

"Bir insanı kurtaran bütün insanlığı kurtarmış gibidir" ilahi emrini duymayarak, “açlıktan kemikleri çıkmış bebelere nasıl ulaşırım” düşüncesinden fersah fersah uzaklaşarak defalarca Hac ve Umre yapıp kendini İlahi rızaya adadığını sanan…

Sahabeler, arkalarına Kâbe’yi alarak yönlerini dünyaya dönüp "Allah'ı, Kuran'ı ve Peygamberi" anlatarak insanlığı kurtarmaya çalışmışken; örnek alınması gereken sahabenin aksine, bugün sırtını insanlığa yönlerini Kabe'ye dönerek "kendilerini" kurtarmaya çalışan…

Kuran ve Hz. Peygamber (sav)’in siyasetini görmeyerek dini siyaset zanneden ve insanlığa öyle sunup adı “barış” olan İslam dinini “savaş” dini olarak gösteren;

Dini bir gül veya çiçek gibi huzur ve mutluğun kokusu, sembolü olarak değil de birbirimizi cezalandırmak için dikenli bir meşale gibi kullanan…

Güzeller güzeli İslam dininin ete kemiğe bürünmeden özünden uzaklaşarak onu sadece şekle, kılık, kıyafete ve görüntüye hapseden;

Hak, hukuk, adalet ve nezaket gözetmeyerek medeniyet dini olması gereken Müslümanlığı, bedevilik gibi yaşayan ve sunan…

Bunalım ve arayış içinde olan insanlığa "kendi belirsizliğinden dolayı" çözüm sunamayan…

Evrensel İslam dinini, mahalli ve milli bir din zanneden ve böylelikle son din, son kitap ve son Peygambere perde olarak İslam'ın tanınıp yaygınlaşmasına engel olan…

Hem bu çağda yaşayan hem de gelecek çağlarda yaşayacak insanların ihtiyaçlarını ve sorunlarını düşünmeyen, düşünemeyen; bu ihtiyaç ve sorunlara seçenek ve çözüm sunamayan…

Müslümanların içinde bulunduğu ve kendimizden kaynaklanan perişanlığı göremeyen aksine Hristiyan ve Yahudileri suçlayan onlara sürekli hakaret edip küfreden;

Emperyalistlerin elindeki eğitim, bilim, teknoloji, ekonomi, sağlık, medya, sanat ve spora alternatif üretemeyen…

Beceriksizliğini "çaresizlik", acizliğini "üstünlük" zanneden…

Müslümanlara sadece ibadet ettirip, dünyada olup bitenleri seyrettiren bir din(!) anlayışı içinde gaflet ve delaletin çok ötesinde “ihanet” içinde inandığını sanan muazzam bir kalabalığımız var.

Evet!

Biz, tüm bu saydıklarıma karşılık beş yıldızlı otellerin, beş yıldızlı tatil köylerinin, kısacası beş yıldızlı hayatın tek yıldızlı dindarlarıyız! O tek yıldızı da, “Müslümanım elhamdülillah” deyişimizin hatırına veriyorum.

Bu yüzden bana kızabilirsiniz, zira ben de bana kızıyorum!

Çünkü zaman zaman kendimi de “kapitalist kriterler”e göre yaşarken yakalıyorum.

Marka ve moda elbiseler…

Lüks arabalar...

Saray yavrusu evler...

“İsraf etmeyiniz” hükmüne rağmen, saçıp savurmalar...

Makam-mevki ve güç olarak bizden aşağıda bulunanları hor görmeler...

“Benim kim olduğumu biliyor musun?” afraları- tafraları...

Beş yıldızlı tatiller… (buna “alternatif tatil” diyorlar, acaba cennetin alternatifi var mı?)

İslami moda... (Kuaförler, güzellik salonları, detokslar, botokslar...)

İslami tatil...

İslami mayo...

Kısacası lüks, ihtişam, gösteri, gösteriş adına ne varsa...

Yine de “Müslümanız elhamdülillah!”

Öyleyiz şükür.

Ama bizim şu “Müslümanlık” algımızla sahabenin “Müslümanlık” algısı aynı mı acaba?

Neden mi sordum?

Çünkü şu yaşam tarzımızla kime benzediğimizi artık görmemiz ve bir rota düzeltmesi yapmamız lazım.

Çünkü paraya ve güce kavuştuğumuz günden beri, git gide artan bir şekilde “kapitalist kriterler”e göre yaşıyoruz...

Çünkü İslami hükümlerin yerini “dünya standartları” aldı...

Çünkü, dünya ahiretimize egemen olmaya........

© ngazete