İki “Kürt” toplantısı
Diyarbakır’da geçen hafta iki toplantı yapıldı:
Biri, Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı…
Diğeri, Kürt Sinema Çalıştayı...
İçerikleri farklıydı kuşkusuz: Biri hukuku, diğeri sanatı konuştu! Ancak ikisini buluşturan ortak kelime “Kürt” oldu. Peki neden?
Bir hukukçuyu önce hukukçu, bir sinemacıyı önce sinemacı olarak değil de etnik kimliğiyle tanımlama ihtiyacı nereden doğuyor?
Buna ben yanıt vermeyeyim artık, bıktırıcı oldu!
Bizim coğrafyayı yakından tanıyan yazar Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler” adlı eserinden vereyim.
Maalouf’a göre insan, tek aidiyetten ibaret değildir; dili, inancı, mesleği, yaşadığı şehir, sınıfsal konumu, kültürü ve hayat boyunca edindiği deneyimler ile şekillenen çok katmanlı varlıktır, neredeyse sınırsızdır…
Sorun, diğer aidiyetlerin geri çekilip tek kimliğin insanı temsil etmeye başlamasıdır.
Kimlik merkezli yaklaşım, insanı zenginleştiren çeşitliliği tek etikete indirgediğinde bireyi anlamaktan vazgeçer. Onu yalnızca tek kimliği üzerinden tanımlamaya başlar…
Ki o andan itibaren kimlik, insanı anlatan doğal özellik olmaktan çıkar; hukukun, sanatın, siyasetin ve hatta gündelik hayatın önüne geçen belirleyici ölçüye dönüşür.
Maalouf’un uyarısı buradadır: Tek kimlik üzerine kurulan siyaset, sonunda insanın zenginliğini değil, ayrışmasını büyütür…
“Ölümcül” vurgusu boşuna değil
Ankara ile İmralı arasında yürütülen barış sürecinin en zor tarafı, müzakereler değil. Barışın ne anlama geldiği konusunda ortak dil kurulamaması…
Bazı........
