menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kahramanlık şartıyla gazetecilik yapmak...

86 0
09.04.2026

Doğru olanı görmek ve bunu kaleme almak, cesur bir duruş gerektirir.

Gazeteciliğin özü üzerine yapılan her tartışma, aslında bir toplumun kendine tuttuğu aynadır.

Geçtiğimiz günlerde Soner Yalçın’ın köşesinde altını çizdiği “anlam üretme” vurgusu, gazeteciliği sıradan bir bilgi aktarımından çıkarıp bir bilinç üretim alanına taşıyor…

Bu, doğru bir tespittir çünkü veri tek başına hakikat değildir…

Hakikat, verinin doğru bağlama yerleştirilmesiyle ortaya çıkar…

Ancak burada kritik bir soru beliriyor:

Gazeteci gerçeği yazarken korkuyorsa, bu onun kişisel zaafı mı, yoksa sistemin ayıbı mı?..

Açık konuşalım… Hiçbir insan özgürlüğünü kaybetme ihtimalini hafife alamaz…

Gazeteci de etten kemikten bir insandır; ailesi vardır, hayatı vardır, korkuları vardır…

Bu nedenle “korkuyorsan gazeteci olma” gibi romantik ama yüzeysel bir yaklaşım, gerçeği açıklamaz… Asıl mesele şudur: Bir ülkede gazeteci gerçeği yazdığı için hapse girmeyi düşünmek zorunda kalıyorsa, burada bireysel bir zaaftan değil, yapısal bir sorundan söz edilir…

Çünkü gazetecinin görevi kahramanlık yapmak değil, kamunun doğru bilgiye erişimini sağlamaktır….

Eğer bu görev, ancak “kahramanlık” şartıyla yapılabiliyorsa, orada sistem normal işlemiyor demektir…

Gazetecilik sadece cesaret işi olmamalıdır...

Soner Yalçın’ın “cesaret” vurgusu elbette kıymetlidir ama cesareti zorunlu bir meslek standardı haline getirmek, aslında tehlikeli bir normalleşmeyi de beraberinde getirir...

Çünkü bu yaklaşım, baskıyı görünmez kılar...

Oysa asıl sorgulanması gereken, gazetecinin cesur olmak zorunda bırakıldığı düzendir...

Gazetecilikte ideal olan, korkusuzluk değil; korkuya rağmen işini yapabilme özgürlüğüdür…

Bu ikisi arasında ince ama hayati bir fark vardır...

Birincisi bireysel bir erdemdir, ikincisi ise toplumsal bir güvencedir...

Dolayısıyla gazetecinin hapse girmekten korkması onun ayıbı değildir…

Bu korkuyu yaratan iklim, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur…

Peki bu gerçek, gazeteciyi sorumluluktan tamamen azade kılar mı?.. Hayır...

Çünkü gazetecilik sadece bilgi aktarmak değil, aynı zamanda vicdan taşımaktır...

O vicdan, kimi zaman korkunun önüne geçer fakat bu, sistemin kusurunu ortadan kaldırmaz; sadece bazı insanların o kusura rağmen ayakta kalabildiğini gösterir…

Sonuçta mesele şudur:

Gazetecilik cesaret işi olmamalıdır… Eğer olmuşsa, bu gazetecilerin değil, o ülkenin demokrasi standardının sorunudur…

Ve belki de en acı gerçek şudur:

Bir ülkede gazetecilerin cesareti konuşuluyorsa, aslında konuşulması gereken özgürlüklerin eksikliğidir...

Horatius’tan bir özlü sözle bitireyim:

“Güzel yazmak, iyi düşünmek demektir...”

Ne var ki korkarak iyi düşünemezsiniz…


© Nefes