Türkiye için beş senaryo
ABD Başkanı Trump’ın “Dört gün içinde biter” tespitinden “4-5 hafta sürer” açıklamasına evrilmesinin ardından İran’ın, Körfez ülkeleri başta olmak üzere İsrail’i hedef alan saldırılarıyla “savaşın” uzun soluklu olma ihtimali daha da güçlendi. Bölgeyi yakından bilen emekli Tuğgeneral Ali Demir’e “ABD - İsrail ile İran arasındaki savaş hangi yöne doğru evrilebilir?” sorusunu yönelttim, şu yanıtı aldım:
- 1979 yılı İran rejimi değişikliği sonrasında başlayan 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşı’nda olduğu gibi İran halkının dayanışma ve direnme gücü artabilir, İranlılar molla rejimi etrafında daha sıkı bir şekilde konsolide olabilir.
- ABD ve İsrail, F-35, F-22, F-15, F-16 savaş uçakları, sabotaj unsurları ile yeni geçici dini lider Ali Rıza Arafi ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başta olmak üzere, İran içerisindeki nükleer tesis, nükleer bilim adamları, üst düzey askeri şahsiyetler ve askeri kışlalara saldırabilir.
- İran, ateşkes anlaşması ya da İran’ın balistik füzeleri bitinceye kadar, Fettah-2, Siccil-2 ve Hayber hipersonik balistik füzeleri ile Hayfa ile Tel-Aviv vb. şehirlerdeki yönetim merkezleri, ekonomik ve stratejik tesislerin yanı sıra sekiz Körfez ülkesindeki ABD üslerine, anılan ülkelerdeki ABD askerlerinin konakladığı binalara, ekonomik ve stratejik tesislere sınırlı güç kullanımına devam edilebilir.
Peki bir kara harekatı başlatabilir mi ABD-İsrail?
Demir Paşa’ya göre zor:
- İran’ın, 783.562 km²’lik Türkiye yüzölçümünün 2.1 katı 1.648.000 kilometre karelik yüzölçümüne ve 93 milyon168 bin 497 kişilik nüfusa sahip olması…
- ABD’nin 2001-2024 tarihleri arasında Afganistan ile girdiği en uzun savaşında 2 bin 400 askerini kaybetmesi ve 20 bin 700 askerinin yaralanması…
- ABD’nin Irak ve Afganistan harekâtı esnasında faizi ile birlikte 10 trilyon dolar kaynak harcamasına rağmen, kesin sonuçlu bir netice elde edememesine ilişkin mahzurlar sebebiyle…
- Trump karşıtı ülke içi muhalif tutuma ilişkin konjonktür itibariyle, ABD’nin -kuvvetle muhtemelen olası bir kara harekatını tercih etmeyeceğini değerlendiriyorum.
Olası en kötü senaryo: Rejimin değişmesi
Peki olası en köyü senaryo nedir?
Ali Demir’e göre İran’ın bölünmesi:
- ABD ve İsrail saldırıları ile koordineli olarak başlayacak rejim karşıtı protestoların kapsam alanı, sürekliliği ve şiddet derecesine göre İran’da rejim değişebilir.
- İran’ın üniter yapısı bozularak, nüfusun yüzde 51’ini oluşturan (60.500.000) Farslar, yüzde 29’unu oluşturan (28.000.000) Türkler, yüzde 5’ini oluşturan (5.000.000) Kürtler, yüzde 5’ini oluşturan (5.000.000) Beluciler ve yüzde 1,7’sini oluşturan Ahvaziler (Araplar) gibi de facto yapılar ortaya çıkabilir.
Taraf olmak değil arabulucu olmak
Akla şu soru da geliyor: ABD - İsrail ile İran savaşının Türkiye’ye olası etkileri ne olur? Ali Demir General, “Birinci etki olarak, bölgesel güvenlik riski artmıştır” dedi ve ekledi:
- ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları, doğrudan Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Doğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmaktadır. Böyle bir denklemde Türkiye tarafsız kalmak zorundadır. Taraf olmak değil, arabulucu olmak akıl işidir.
- İkinci etki olarak, ekonomik ve enerji güvenliği sorunları ortaya çıkmıştır. Bu çatışmaların en ciddi sonuçlarından biri enerji fiyatlarında yaşanan artıştır. Petrol ve doğal gaz fiyatları tırmanıyor, bu da Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri ciddi şekilde zorluyor. Bugün benzine, motorine zam geliyorsa, bunun bir nedeni de Orta Doğu’daki bu istikrarsızlıktır. Halkımızın sofrasındaki ekmek, cebindeki maaş doğrudan bahse konu dış gelişmelerden etkilenmektedir.
- Üçüncü etki olarak, diplomatik duruş ve Türkiye’nin itibarı meselesidir. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bu tür krizlerde yapıcı ve dengeleyici bir aktör olmalıdır. Türkiye, akılla ve diplomasiyle hareket etmeli; bu çatışmaların tarafı değil, çözümün parçası olmalıdır.
- Dördüncü etki kapsamında, Türkiye’ye yönelik yeni bir kitlesel sığınmacı akım riski bulunmaktadır. 3 milyon İranlının Türkiye’ye düzensiz göçmen olarak yönelme potansiyeli bulunmaktadır.
- Beşinci etki olarak, İsrail saldırıları ile Irak ve Suriye’nin kuzeyinden sonra PKK terör örgütünün sözde demokratik konfederalizmi amaçlayan KCK çatı yapılanması kapsamından bakmak gerekiyor.
- İran’ın güneyinde sağlanacak alan ya da otorite boşluğu bölgelerinde de PJAK (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) veya PKK terör örgütünün değişik isimli yasa dışı yapılarınca, de facto veya özerk bir yapı oluşturulması hedeflenecektir.
- Bu durum Büyük Kürdistan’a gitmesi istenen sürecin 3’üncü ayağının tamamlanması anlamına gelecektir. PKK terör örgütünün KCK çatı yapılanması hedefinin 4 parçalı Kürdistan ile sonuçlanmasını müteakip, Büyük Kürdistan’a dönüşmesi, en sonunda da Büyük İsrail hedefine ulaşılması durumu, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek anlamda bekasına ve Türk milletinin refahına tehdit oluşturacaktır.
SONUÇ: Ali Demir son olarak şu uyarıyı yaptı: “ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sadece iki ülke arasındaki bir mesele değildir. Gelişmeler Türkiye’nin bekasını, güvenliğini, ekonomisini, refahını ve itibarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye’nin hava gücü ve hava savunma kabiliyetini ivedilikle daha da geliştirmesi, modernize etmesi, vakit kaybetmeksizin 5. nesil savaş uçağı yeteneklerine kavuşması, askeri gücümüzün İsrail başta olmak üzere bölge ülkelerini caydıracak nitelik düzeyine getirilmesi milli güvenliğimiz açısından hayati derecede önem arz etmekte.”
