Günü kurtarıyoruz, yarını harcıyoruz
Belleğimiz tuhaf bir terazidir. Sevinci tartarken gerçeği çoğu zaman kefenin dışında bırakır.
Yirmi dört yıl. Bir kuşağın doğduğu, büyüdüğü, futbola tutulup sonra ondan küstüğü, belki çocuğunu kucağına alıp yeniden umuda yelken açtığı koca bir zaman dilimi. Türkiye, dünyanın o en kalabalık sofrasına tam yirmi dört yıl aradan sonra yeniden oturdu. Sevinelim. Lakin sevincin gözümüzü kör etmesine izin vermeyelim.
Çünkü bu satırların derdi, bayramı bozmak değil. Derdi şu basit ama bir o kadar da ağır soru, 24 yıldır neden yoktuk? Ortada hastalığı teşhis edip ilacını arayan bir akıl mı vardı, yoksa ateş çıktıkça alnını ıslak bezle silen, sabaha karşı "geçti işte" deyip yatağına dönen bir hane mi? Korkarım ikincisi. Günü kurtarıyoruz, yarını harcadığımızı fark etmiyoruz bile.
Yalnız futbolda değil üstelik. Neredeyse Türkiye'de yaşayan toplumun refleksi haline geldi. Bugünü idare et, gerisini zamana bırak. Stadın çimine sürdüğümüz bu zihniyetin kökü, çok daha derinlerde, sahanın çok ötesinde.
EURO 2024'ü hatırlayın. O çeyrek final, bir gece için koca bir ülkeyi sokağa döktü, bayrakları dalgalandırdı, gözleri yaşarttı. Güzeldi. Ama güzellik, gerçeğin yerini tutmaz.
Gruptaki maçların hiçbirinde futbolun vasatını aşamadık, parlayan, takımın kendisi değil, tek tek ayaklardı. Avusturya'yı son 16 turunda elerken kapımıza uzanan Mert Günok'un o efsane kurtarışı,........
