EPSTEIN Dünya Bir Anda Kararmadı
Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı… yoksa artık sarsılma eşiğimiz mi kalmadı? İnsan zihni sürekli dehşetle karşılaştığında bir noktadan sonra tepki vermez. Kendini korur. Uyuşur. Şaşırmamayı öğrenir. Bugün bizi ürkütmesi gereken asıl şey yalnızca o dosyalarda yazanlar değil… O satırları okurken hissettiğimiz soğukkanlılıktır.
Çünkü bu karanlık bize yabancı değil. Kötülük bizim için uzakta, yabancı, istisnai bir olay değil ki… Para uğruna, yaşamı korumak için yemin etmiş ellerin yeni doğmuş bebeklerin kaderiyle oynayabildiğini gördük biz. Yenidoğan çetesi diye bir kavramla tanıştık. Narin bir çocuk bedeninin el birliğiyle, sessizce toprağa gömüldüğünü, üzerinin ise koca bir köyün suskunluğuyla örtüldüğünü izledik. Yalnızca bir cinayetin değil; kolektif suskunluğun anatomisini seyrettik.
Bir zamanlar kötülüğün bir sınırı olduğuna inanırdık. Buna inanmak zorundaydık. Çünkü insan zihni, dünyanın tamamen karanlık olabileceği fikrini taşıyamaz. Kendimizi korumak için bir çizgi çizeriz; “Bu kadar da olmaz” deriz. Bu cümle, gerçeğin değil, psikolojimizin savunma duvarıdır.
Ama zamanla o çizgi silindi. Her yeni olay, bir öncekini normalleştirdi. Dün imkânsız dediğimiz, bugün sıradanlaştı.
Peki insan, kötülüğün sınırını dış dünyada değil, kendi tahammül eşiğinde kurduğunu fark etti mi…
Gücün Zehirlediği Zihin
Epstein bu yüzden yalnızca bir suç hikâyesi değil. Bir insan hikâyesi. Daha doğrusu, insan zihninin güçle temas ettiğinde nasıl değişebildiğinin karanlık bir kaydı.
O dosyalarda yalnızca sapkınlık yok. Bir zihin yapısı var. Kendini ayrıcalıklı, dokunulmaz ve üstün gören bir bilinç. Epstein’ın yıllar boyunca kadınları hamile bırakarak kendi genetik mirasını çoğaltma fikrine saplanması, bilim insanlarıyla temas kurarak insan türünü “yeniden tasarlama” hayalleri… Transhümanizm, öjeni… Bunlar yalnızca sapkınlık değil. Bu, insanın sınırlarını aşma arzusunun patolojik bir biçimi. Tanrı rolüne soyunma dürtüsü. Tanrı kompleksi!
Tarih, kendini insanlığın üstünde gören zihinlerin felaketleriyle doludur. Ama burada farklı olan şey, kötülüğün ilkel değil; rasyonel oluşudur. Çünkü bu zihinler kendilerini suçlu görmez. Yaptıklarını bir deney, bir proje, bir “üstünlük arayışı” olarak tanımlar. Vicdanı susturmanın en etkili yolu, eylemi ahlaki değil, teorik bir çerçeveye yerleştirmektir.
Güç insanı bir anda değiştirmez. İçindeki karanlığı adım adım büyütür. Bir noktadan sonra servet, statü yetmez. İnsan zihni sıradan hazlara karşı körleşir. Daha fazlasını ister. Daha yasak olanı. Daha dokunulmaz olanı. Empati duygusu zayıf bir zihin, güçle birleştiğinde haz aramaz; egemenlik arar. Mesele artık zevk değildir. Mesele, başka bir hayat üzerinde mutlak hâkimiyet kurma hissidir. Çünkü mutlak güç, kendini en çok başkası üzerinde kurulan mutlak kontrolle hisseder. Bir insanın kaderini belirleyebilmek… Onu........
