KUR’AN’DA “ALLAH’IN KELÂMI (SÖZÜ)” İFADESİ
KUR’AN’DA “ALLAH’IN KELÂMI (SÖZÜ)” İFADESİ
Rabbimiz şöyle buyurdu:
“Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların câhil bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe 9/6)
Bu hitap öncelikle Rasûlüllah’adır (sav), sonra her devirde Müslümanların başındaki yetkili otoritedir diyebiliriz (miyiz?).
Eğer müşriklerden biri Peygamber’den Allah kelâmını işitmek için kendisine, güven içinde bulunacağına dair teminat veya eman vermesini isterse, Kuran’ı dinleyip düşünebilmesi için ona teminat vermesinin uygun olacağı beyan ediliyor.
Böylesi Müslüman olmasa bile, hainlik yapmazsa gitmek istediği yere güvenle götürülebilir. Sonuçta bunlar Kur’an’ın gösterdiği delilleri, âyetleri (ispatları) anlamayan câhil kimselerdir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/321)
Âyette, Hz. Peygamber’e seslenilerek müşriklerden biri kendisine gelip himaye ve güvence istediği zaman, onun Allah’ın sözünü dinleme fırsatı bulması için bu isteğinin yerine getirilmesi ve sonra da hayatı konusunda güven içinde bulunduğu yere ulaşması için kolaylık sağlanması emrediliyor.
Çünkü müşrikler bilmeyen/anlamayan kimselerdir ve Peygamber’in onlara; bilgilenme, Allah’ın sözünü dinleme ve anlama fırsatı tanıması gerekir.” (Derveze, İ. et-Tefsiru’l-Hadis (çev.), 7/283)
“Savaş sırasında bile, eğer bir düşman İslâm’ı tanımak için kendisine bir fırsatın verilmesini isterse, Müslümanlar himaye için ona teminat vermeli ve gelip ziyaret ederek kendilerini izlemesine izin vermeliler.
Bu gibi kimselere fıkıhta “müste’min-eman isteyen” denir. (Mevdudi, E. Tefhimu’l-Kur’an (çev.) 2/208)
Rabbimiz bir başka âyette şöyle buyurdu:
“Siz ganimetleri almak için gittiğinizde seferden geri kalanlar: Bırakın, biz de arkanıza düşelim, diyeceklerdir. Onlar, Allah’ın kelâmını değiştirmek isterler. De ki: «Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur.» (Onlar size: Hayır, bizi kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir. Bilâkis onlar, pek az anlayan kimselerdir.” (Fetih 48/15)
Buradaki “Allah’ın kelâmı”; Allah’ın sözü, hükmü, kararı, va’di, yasası olarak ifade edilmiş.
Allah’ın Rasûlü (sav) Hicret’in 5.ci yılında umre yapmak üzere Beytullah’a giderken, Mekkeli müşriklerin saldırılarına karşı tedbir için Medine ve çevresinde bulunan bütün Müslümanların, kendisiyle birlikte bu yolculuğa katılmalarını istemişti. Fakat bazıları galiba Rasûlüllah’ın ve sahabelerin bir daha geri dönemeyeceklerini zannederek bu sefer katılmadılar.
Rasûlullah (sav), Hudeybiye barışı yapıp geri dönünce Allah (cc) ona Hayber’i fethinin ve ganimetlerinin Hudeybiye barışına katılanlara ait olacağını bildirmişti. Bunun üzerine o bazıları (rivâyete göre münafıklar) bu defa Hayber seferine katılmak istediler fakat bu âyet indi ve onların bu sefere katılamayacaklarını beyan etti.
Âyette “Onlar, Allah’ın kelâmını değiştirmek isterler” ifadesinden maksat, Allah’ın Hudeybiye’ye katılan mü’minlere oranın ganimetini va’dettiğini bildiren kelâmıdır. Münafıklar bu ifadeyi değiştirerek Hayber ganimetlerinden pay almak istemişlerdi.
Bir görüşe göre Hudeybiye Seferine katılmayanların değiştirmek istedikleri ilahi kelâmdan maksat Tevbe 9/83. âyetidir.
Taberî, birinci görüşü tercih etmiş, Tevbe 9/83. âyetin Tebük seferine katılmak istemeyen münafıklar hakkında indiğini, bu seferin ise Mekke’nin fethinden sonra gerçekleştiğini söylüyor. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/343)
Bu, Enfâl 8/1’e atıftır: “Bütün ganimetler Allah’a ve O’nun Elçisi’ne aittir.” Savaş ganîmetleri hakkında hüküm vermek Allah’a ve Rasûlüne aittir. Bu konuda kimsenin görüş bildirme hakkı yoktur. Allah ve Rasûlü nasıl emrederse hüküm öyledir. Ama birileri Allah (cc) o ganîmetleri Hudeybiye’ye katılanlara va’detmişken, Hayber seferine katılmaya kalkışarak Allah’ın va’dini, hükmünü değiştirmek istiyorlardı.
Enfâl 8/1’de aynı zamanda kimse tek başına Allah yolunda yapılan savaşta elde edilen ganimette pay sahibi olamayacağını haber veriliyor. Ayrıca ganimet saldırı sonu elde edilen şey değil, imanın ve özgürlüğün savunulması sırasında kazanılan maddi sonuçtur. İslam’da savaşın meşruiyetine Bekara 2/193 ve Enfâl 8/39’da işaret ediliyor.
Allah’ın Yasası Anlamında Kelimâtullah (Allah’ın Kelimeleri)
“Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah’ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi.” (En’âm 6/34)
İnkarcıların ve zalimlerin kendilerine gelen elçileri yalanlamaları ve eziyetleri yeni bir şey değil. Onlar Allah yolunda sabrettiler, direndiler, görevlerine devam ettiler. Sonunda Allah’ın yardımı onlara yetişti.
Allah’ın yardımı onlara zafer ve başarı va’didir. Hiç kimse Allah’ın va’dini gerçekleştirmesine engel olamaz, O’nun bu konudaki kelimelerini-yasasını, hükmünü değiştiremez.
Rasûlüllah (sav) da -özellikle Mekke döneminde- bu eziyetlerle karşılaştı. Kur’an böylece onu ve Allah yolunda sabırla çalışan ama eziyetlerle karşılaşacak olan bütün mü’minleri teselli ediyor. Önceki elçilerin kıssalarını anlattı. Onların hayatında zalimler cezalandırılmış, mü’minler kurtarılmıştır. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 5/182)
“Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur” ifadesi Allah’tan gelecek yardımı açıklıyor. O’nun va’dettiği şeyi hiç kimse engelleyemez, hiç kimse O’nun hükmünü bozamaz. O da asla va’dinden dönmez. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/1184)
Buradaki “Allah’ın kelimeleri” sözü inkârcı zalimlerin olumsuz ve haksız tutumlarına, eziyetlerine rağmen görevlerini sabır ve metanetle yerine getirmeye çalışan elçilere, sonunda Allah’ın “zafer ve başarı” vereceği yönündeki va’didir, hükmüdür.
Âyette bunun Allah’ın değişmeyen yasası olduğuna işaret ediliyor. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/317)
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şâhitlerin şâhitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mü’min 40/51)
“Allah: Andolsun Ben ve elçilerim elbette galip geleceğim diye yazdı.” (Mücâdele 58/21)
“Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz (kelimetunâ) geçmişti:
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.” (Sâffât 37/171-173)
Burada da Allah’ın kelimesinin, O’nun va’di, hükmü, yasası anlamında kullanıldığını görüyoruz.
Bir başka âyette şöyle deniyor:
“İyi bil ki, Allah’ın velilerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir. Dünya hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde (kelimât’ında) asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.” (Yûnus 10/64)
Allah’ın velilerine (evliyâullah’a), yani O’nun sevdiklerine, O’na yakın olanlara, O’nun sevgisini kazananlara müjdeler vardır. Onlar rahmeti hak ederler. Allah (cc), sevgisine mazhar olanlara verdiği sözden, yaptığı va’adden asla dönmez. Böyle bir sonuç da muhteşem bir kurtuluştur, ödüldür.
Veli; birine yakın olan, birini himayesinde bulunduran, koruyucu, dost, yardımcı gibi anlamlara gelir. Kur’an’da türevleriyle birlikte 48 âyette geçen veli, Allah’ın kendisine iman edip bu iman üzere, takva bilinciyle yaşayan kullarına sevgisini, himaye ve yardımını anlatmak, bir açıdan da Allah ile insan arasındaki sevgi bağını ifade etmek üzere kullanılmış.
Kur’an’da sadece bu âyette geçen evliyâullah kavramının kapsamı her ne kadar zamanla bazı kesimlerde oldukça daraltılmış, hatta bu kavramla kerâmet arasında bir ilişki bile kurulmuşsa da 63. âyette onların özelliği iman ve takva kelimeleriyle özetlendi. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB, 3/129)
Bu mü’min kullar Allah’a yakınlıklarını itaatleriyle, Allah da onlara yakınlığını, yardımını her iki dünyada da lütuflarıyla gösterir. (Zemahşerî, el-Keşşâf, 2/343)
Yunus 10/64. âyetteki “Allah’ın sözlerinde (hükümlerinde) değişme olmaz” ifadesi mü’minlere verilen müjdelerle alakalı olsa gerekir.
Burada şu âyeti de hatırlamak gerekir:
“Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim.” (Kâf 50/29)
Bir âyette de şöyle buyuruluyor:
“Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini (kelimâtihi) değiştirebilecek yoktur. O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf 18/27)
Bu ifadenin Ashab-ı Kehf kıssasının bir parçası olduğu söylenmiş. Rasûlüllah’a hitaben, “Sen Kur’an’a uy. Allah’ın sözlerini değiştirecek olmadığı gibi, O’nun bu kıssa ile ilgili verdiği haberlerde de bir yanlışlık yoktur.”
Ya da Allah’ın kendisine karşı âsi olanlara, Kitabına muhalefet edenlere tehditte bulunmak üzere söylediklerini değiştirebilecek kimse yoktur. Kur’an’a muhalefet edenlere de bir sığınak yoktur. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/1896)
Rasûlüllah (sav) müşriklerin sorularına cevap verdikçe, onlar başka sorular soruyor, farklı isteklerde bulunuyorlardı. Bunlardan bir tanesi de ona inanmalarını arzu ediyorsa, davetinde atalarının inançlarını, âdetlerini destekleyici değişiklikler yapılmasını istediler. Bu âyet onların bu isteklerini reddetmek izere indi ve Rasûlüllah’a kendisine vahyedileni okuması ve ona uyması emredildi.
Bununla şu gerçek haber verilmi oluyor: “Elçi ancak kendisine vahyedileni okumak ve onunla amel etmekle mükelleftir. O, Allah’ın kelimelerini (hükmünü, yasasını) değiştirmeye yetkili değildir. Peygamber bile Vahye uymaz ve onunla amel etmezse Allah’ın azabından kurtulup sığınacak bir yer bulamaz.” (Komisyon, Kur’an Yolu DİB, 3/472)
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
