menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İMAN, TESLİMİYET VE İHSAN

7 0
05.04.2026

İMAN, TESLİMİYET VE İHSAN

Bakara Sûresi 112 Üzerine Bir Tefekkür

 بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِندَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

“Hayır! Kim ihsan üzere olarak yüzünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbi katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır” (el-Bakara, 2/112).

Bu ilahî beyan, dinin özünü dar kalıplara hapseden; kurtuluşu isimlere, aidiyetlere, ırklara ve tarihsel iddialara bağlayan anlayışlara kesin bir reddiyedir. Zira bu ayetin hemen öncesinde Yahudiler ve Hristiyanlar, “Cennete yalnızca bizim taifemiz girecektir.” iddiasında bulunmuşlardı. Kur’an, bu dar görüşü kökünden çürütür ve ortaya şu ilkeyi koyar: Allah katında değer takva ile ölçülür; iman, ihlas ve salih amelle inşa edilir.

Bugün ümmetin en büyük imtihanlarından biri, dini bir kimlik olarak taşıyıp onu bir hayat nizamı hâline getirememesidir. Oysa bu ayet bize şunu öğretir: Müslüman olmak sadece bir aidiyet değil, aynı zamanda bir istikamet meselesidir.

Ayetin “yüzünü Allah’a teslim etmek” ifadesi son derece derin bir anlam taşır. Arapçada “vech” yani yüz, insanın en bütünlüklü ifadesidir; kimliğini, iradesini ve yönelişini temsil eder. Dolayısıyla bu ifade, sadece kıbleye yönelmek değil; aynı zamanda kalbin, aklın, iradenin ve hayatın tamamının Allah’a teslim edilmesidir.

Yüce Allah, bu hakikati bir başka ayette şöyle açıklar:

“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm —hiçbir ortağı olmayan— âlemlerin Rabbi Allah içindir” (el-En‘âm, 6/162).

Gerçek teslimiyet, insanın hevasını ilah edinmekten vazgeçip hayatını Allah’ın hükmüne göre düzenlemesidir. Nitekim Yüce Allah şöyle uyarır:

“Hevâsını ilah edinen ve Allah’ın —bir ilim üzere— saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir?” (el-Câsiye, 45/23).

İslam, yalnızca ibadet saatlerinde yaşanan bir din değildir. O; pazarda, sokakta, ailede, siyasette, ekonomide ve ahlakta —yani hayatın her alanında— kendini gösteren bir kulluk bilincidir. Resûlullah (s.a.s.) bu bütünlüğü şöyle ifade buyurmuştur:

“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu kimsedir” (Buhârî ve Müslim).

Ayetin ikinci temel unsuru ihsandır. İhsan, İslam’ın ruhudur. İhsan, Allah’ı göremeyen gözün, O’nun tarafından görüldüğünü fark ederek “gönül gözünü” açmasıdır. Cebrâil’in (a.s.) insanlığa öğrettiği o meşhur hadiste Resûlullah (s.a.s.), ihsanı şöyle tarif etmiştir:

“İhsan, Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyor olsan da O seni görmektedir” (Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1).

Bu tarif, insanı sürekli bir murâkabe hâline taşır. Murâkabe; kulun her an, her mekânda, her hâlinde Allah’ın huzurunda durduğunun bilincinde olmasıdır. Bu bilinç yaşandığında ibadet derinleşir, ilişkiler güzelleşir, ahlak yücelir.

Yüce Allah, ihsânın mükâfatını en güzel biçimiyle şöyle........

© Mir'at Haber