LAİKLİĞİ ELEŞTİRİLEMEZ KILMAK: HAKİKATİN ÜZERİNE DEVLET MÜHRÜ BASMAK
LAİKLİĞİ ELEŞTİRİLEMEZ KILMAK: HAKİKATİN ÜZERİNE DEVLET MÜHRÜ BASMAK
Bir ülkede herhangi bir ilke, ideoloji, tarihsel tercih veya anayasal kavram eleştiriden muaf tutulmak isteniyorsa, orada mesele artık sadece hukuk meselesi değildir; aklın, vicdanın, ilmin ve toplumun geleceği meselesidir. Çünkü eleştirilemeyen her fikir zamanla hakikat olmaktan çıkar, dokunulmaz bir put hâline gelir. Put ise yalnızca taştan, tahtadan, heykelden ibaret değildir; insan zihninin sorgulayamadığı, tartışamadığı, itiraz edemediği, üzerine düşünemediği her mutlaklaştırılmış beşerî kavram da zihinsel bir puttur. Laiklik de dâhil olmak üzere hiçbir siyasal kavram, hiçbir anayasal tercih, hiçbir tarihsel düzenleme eleştirinin dışına çıkarılamaz. Çünkü eleştiri kötüleme değildir; eleştiri hakarete denk değildir; eleştiri karalama, yıkıcılık ve düşmanlık anlamına gelmez. Eleştiri, aklın nefes almasıdır. Eleştirinin susturulduğu yerde bilgi donuklaşır, toplum ezberle yaşar, fikir korkuya dönüşür, insan ise düşünme kabiliyetini kaybederek ruhsuz bir kitleye indirgenir.
Eğer bugün muhafazakâr olduğunu söyleyen bir iktidar, dün ağır biçimde eleştirdiği laikliği bugün kanun zırhıyla koruma altına almak istiyorsa, burada sadece siyasi bir çelişki değil, derin bir ahlaki kırılma vardır. Çünkü insan gerçekten neye iman ediyorsa onu korur; neye sadakat duyuyorsa onun hukukunu savunur; neyi varoluşunun merkezi görüyorsa ona göre tavır alır. Allah’a ve Resûlü’ne sadakat iddiasında bulunanların, beşerî ideolojileri eleştirilemez kılmak yerine, vahyin hakikatini, adaletini, özgürleştirici çağrısını, tevhidî duruşunu ve insanı kula kulluktan kurtaran ilkesini savunması gerekir. Müslüman bir siyasal akıl, herhangi bir beşerî düzeni dokunulmazlaştırmaz; çünkü bilir ki mutlaklık yalnız Allah’a aittir. Devlet de, anayasa da, ideoloji de, rejim de, yönetim biçimi de insan ürünüdür; insan ürünü olan her şey tartışılabilir, denetlenebilir, eleştirilebilir ve gerekirse değiştirilebilir.
Laiklik ile İslam arasındaki temel ayrım burada başlar. Laiklik, modern devletin din karşısındaki konumunu belirleyen tarihsel ve siyasal bir ilkedir. İslam ise yalnızca bireysel inanç, vicdani kanaat ya da mabede sıkıştırılmış ritüel değildir; insanın Allah, toplum, adalet, iktidar, ahlak, hukuk, emanet ve sorumlulukla ilişkisini kuşatan ilahi bir dünya görüşüdür. Laiklik, devletin din karşısında tarafsızlığını iddia eder; fakat Türkiye tecrübesinde çoğu zaman tarafsızlık değil, dinin kamusal alandaki etkisini sınırlandırma, yönlendirme ve denetleme mekanizması olarak işlemiştir. Bu yüzden laiklik tartışması basit bir “din-devlet ayrımı” tartışması değildir; kimin hakikat iddiasının kamusal alanda konuşabileceği, kimin değerlerinin meşru kabul edileceği, kimin itirazının suç sayılacağı meselesidir.
İslam açısından asıl sorun, bir devletin kendisini hangi teknik modelle örgütlediğinden daha derindir: İnsan........
