AHİRETİ KURTARAN DÜNYA BİLİNCİ
AHİRETİ KURTARAN DÜNYA BİLİNCİ
Din, yalnızca ahirete ait bir inanç alanı değildir. İslam, insanın kalbinden başlayarak ahlakına, aile düzenine, ticaretine, siyasetine, hukukuna, eğitim anlayışına ve toplumsal adalet tasavvuruna kadar hayatın bütününü kuşatan ilahi bir nizamdır. Onu sadece bireysel ibadetlere veya metafizik bir kabule indirgemek, mesajını daraltmak ve hayattan koparmaktır. Oysa Kur’an’ın sunduğu tevhid anlayışı, Allah’ın yalnızca varlığını kabul etmek değil; hükmünü, ölçüsünü ve adaletini hayatın tamamında belirleyici kılmaktır.
Tevhid, kelime olarak tekrar edilen bir slogan değil; hayatın her alanında Allah’ın otoritesini kabul etme bilincidir. Bu bilinç, bireyin vicdanında başlar; fakat orada kalmaz. Sosyal hayata, ekonomik ilişkilere, siyasal tercihlere ve hukuki kararlara yansımadığı sürece eksik kalır. Sadece “inanıyorum” demek, hayatı bu inancın gerektirdiği ölçüde dönüştürmüyorsa yeterli değildir. İman, iddia değil; yöneliş ve teslimiyettir.
Bir işveren düşünelim: Zekâtını veriyor, ibadetlerini yerine getiriyor; fakat çalışanına adaletle davranmıyor, emeğini ihmal ediyor, haklarını geciktiriyor ya da sömürü düzenini sürdürüyorsa burada ciddi bir çelişki vardır. Zekât, ibadettir; fakat kul hakkını gözetmeyen bir anlayışla verilen zekât, tevhidin sosyal boyutunu hayata taşımamış olur. Allah’ın hükmü yalnızca bireysel sadaka ahlakıyla sınırlı değildir; adil ücret, insaflı muamele ve emek hakkının korunması da bu hükmün parçasıdır. Tevhid, ekonomik hayatta da adalet demektir.
Benzer şekilde bir siyasetçi Allah’a iman ettiğini, ibadetlerini yerine getirdiğini ifade edebilir. Ancak karar verirken “zamanın şartları”, “toplumun beklentileri”........
