SEÇİMLERİMİZ SINAVIMIZDIR
SEÇİMLERİMİZ SINAVIMIZDIR
Toplumun büyük bir kesiminin gündemini meşgul eden Liselere Giriş Sınavı ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı sona erdi. Ancak sınavın heyecanı henüz bitmedi. Şimdi veliler ve gençler merakla sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyor. Sonuçlar kadar önemli bir başka mesele daha var: tercih sınavı.
Doğru tercih yapabilmek en az sınav başarısı kadar önemlidir kuşkusuz. Önceki yıllarda basına yansıyan haberlere göre adayların önemli bir kısmı puanlarına uygun olsa da doğrudan hedeflediği veya hayalini kurduğu bir bölüme yerleşememektedir. Yanlış tercih, düşük memnuniyet veya beklediği okulu kazanamama gibi sebeplerle binlerce öğrenci her yıl yeniden sınava girmektedir.
Yükseköğretim Kurulunun 2025 yılındaki açıklamalarına bakılırsa sınavda başarılı olup tercih yapanların ,5’i doğrudan 1. tercihine; ,1’i 2. tercihine ve %9,3’ü ise 3. tercihine yerleşmektedir. Böylece öğrencilerin yaklaşık yarısı ilk 5 tercihinden birine girebilmektedir. Tercih yapan adayların büyük bir kısmı lisans veya ön lisans programlarına yerleşirken, tercih yapmasına rağmen hiçbir programa yerleşemeyenlerin oranı yaklaşık E civarında seyretmektedir.
Basından edindiğimiz bu bilgiler bize adayların büyük bir kısmının kendileri için uygun buldukları bölümlere yerleştiklerini gösteriyor. Üniversite hedefi yüksek olan fen lisesi veya proje okulu mezunlarının yaklaşık yarısı dilediği bölümü kazanıyor; diğer yarısı ise bir sonraki sınavı bekliyor ya da seçimini yapıyor.
Bu sene de tahminimce üç aşağı beş yukarı benzer sonuçlarla karşılaşılacaktır.
Açıkta kalan öğrenciler ne yapsın, nasıl bir tercihle geleceğe dönük kararlar alsın? Konuyla ilgili rehber öğretmenlerin, eğitim danışmanlarının ve ailelerin söyleyeceği çok şey vardır ve gençlere ulaşmıştır. Benim onlardan farklı söyleyeceğim fazla bir şey olmasa da özellikle üzerinde durulmasını gerekli gördüğüm bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum.
Beklediği başarıyı elde etmeyen genç öncelikle karamsarlığa, ümitsizliğe ve konfor tuzağına kapılmamaya çalışmalıdır. Elbette yaşadığı hayal kırıklığının yasını tutmak için kendine biraz zaman tanıma hakkı vardır. Duygularını bastırmak, hiçbir kırıklık hissetmemiş gibi davranmak yerine onları sağlıklı bir şekilde ifade edebilmelidir. Anlayışlı birine ya da bir deftere içini dökmek, nispeten gönlü hafifletebilir. Bu dönemde insanın kendini acımasızca eleştirmesi değil; kendine........
