OSMANLI ÇÖZÜLÜRKEN NAMIK KEMAL’İN FERYADI
OSMANLI ÇÖZÜLÜRKEN NAMIK KEMAL’İN FERYADI
Eski dünyanın en eski medeniyetleri üzerinde uzun yıllar hükümranlık kurmuş Osmanlılar, 1699’dan sonra ilk büyük toprak kaybıyla, Avrupa’nın üzerindeki korkutucu nüfuzlarını yitirmeye başladı. Artık “yenilmez Osmanlı” algısı kırılmış oldu. Avrupalılar ilk kez Osmanlı’dan toprak koparabileceklerini gördüler ve ittifak yapıp saldırmaya devam ettiler. Ardından 200 yılda kazanılmış vatan toprakları parça parça elden gitmeye başladı.
Peş peşe aldığımız yenilgilerden sonra talih, yeni dünyaların keşfiyle zenginleşen Batılılar lehine dönmeye başlamıştı. Keşifler, icatlar, Sanayi Devrimi… derken Batılı eskiden korkuyla karışık hayranlıkla baktığı Osmanlı’ya yukarıdan bakmaya başladı. Bu durumu kabullenmek kolay değildi, İslam dininin yayılması için canını siper etmiş, zaferleriyle mağrur bir milletin mağlubiyete katlanması kabul edilebilir miydi? Dönemin Osmanlı aydınları sorunun kaynağını bulmak için epeyce kafa yormuşlardı. Yanlış neredeydi; nice haçlı seferini durduran orduya ne olmuştu?
Osmanlı varlığını sürdürebilmek için birtakım yenilik ve düzenlemelerin vazgeçilmez olduğunu 1800’lü yılların başında görmüştü. Avrupaî tarzda bir ordu kurmak, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak, Tanzimat Fermanıyla siyasî ve hukukî düzenlemelerin yapılması, modern eğitim veren okulların açılması… gibi birçok alanda yapılan yenileşme hareketleri, adım adım sona yaklaşmayı engelleyemedi. Nihayet Ruslar, hem doğudan hem de batıdan saldırarak imparatorluğun kalbine, Yeşilköy’e kadar ilerleyip ülkeyi tehdide başladılar. 93 Harbi dediğimiz bu savaşın sonucunda Balkanlarda kaybedilen büyük toprakların yanı sıra doğuda Kars, Ardahan ve Batum’u Ruslar aldı. Daha da acıklısı türlü zorluklarla büyük bir Müslüman kesim yaşadıkları toprakları bırakarak İstanbul’a, Anadolu içlerine göç etmek zorunda kaldı.
İşte bu çalkantılı dönemde Midilli’de sürgünde bulunan Namık Kemal, vatan toprağını kaybetmenin acısıyla halkın yaşadığı ıstırabın üzüntüsünü derinden hisseder.
Sanatçıların birçoğu yaşadıkları toplumun birer sözcüsüdürler; hem toplumu etkiler, sürüklerler hem de toplumun dert ve sıkıntılarına fazlasıyla duyarlıdırlar. Namık Kemal de kitleleri peşinden sürükleyen, duygu ve düşüncelerini gür sesiyle ifade etmekten çekinmeyen, cesur, isyankâr ve coşkulu bir şairdir. Onun vatan sevgisi ise adeta tüm benliğini ele geçirmiştir:
“Ölürsem görmeden millette ümit ettiğim feyzi Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahzun, ben mahzun” diyecek kadar kendini vatanla özdeşleşmiş görür. Ülkenin üst üste gelen felaketlerle sarsıldığı o günlerde yaşananları şiirlerine yansıtır: “Vâveylâ”,........
