menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MEHMET ÂKİF’İN BAKIŞIYLA OSMANLI’NIN SON YILLARI

25 0
09.08.2026

MEHMET ÂKİF’İN BAKIŞIYLA OSMANLI’NIN SON YILLARI

Bu aralar sık sık Mehmet Âkif’in Abdülhamit’i sevmediği ve onun hakkında ağır ifadeler kullandığı yönünde bilgiler karşıma çıkıyor. Abdülhamit’i kaç kişi devletin başındayken seviyordu? Geniş bir muhalefet kitlesi vardı. Ne zaman ki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devleti felakete sürükleyen yönetimdeki başarısızlığı, daha baskıcı ve kanlı tutumu görüldü, o zaman Abdülhamit’in devleti dağılmaktan kurtarmak için izlediği siyaset anlaşıldı.  Âkif de dönemin pek çok din âlimleri ve edebiyatçıları gibi Abdülhamit’in devleti yönetme biçiminden rahatsızdı.

Ülkede kırk iki buçuk milletin casusu kaynarken Abdülhamit’in kurduğu “Jurnalcılık/ihbarcılık sistemini” İslâm’a uygun bulmuyordu Âkif. Bu yüzden İttihatçıların tarafındaydı, ancak onlara kayıtsız şartsız bağlı değildi.  Hatta cemiyete kabul edilmenin bir gereği olarak yapılması gereken yemin metnine itiraz etmiş, kendi isteği üzerine değiştirtmişti. O, İttihat ve Terakki’nin bütün emirlerine itaat etmeyeceğini, dinen ve vicdanen doğru bulduğu konularda cemiyete bağlı kalacağını en baştan söylemişti.

1. Meşrutiyet’in ilanıyla baskı rejiminin sona erdiğine ve artık hürriyete kavuştuğuna inanan halk büyük bir coşku içindeydi. Fakat Âkif huzursuzdu, hürriyetin ne olduğunu tam olarak bilmeden sokağa dökülen bu şuursuz kalabalığın, hürriyet namına taşkınlık yapmalarından rahatsızdı. Gördüğü manzarayı hicivli bir dille anlatıyor:

Galeyana geldi mi mantık savuşurmuş… doğru. Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru. Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının; Kafalar tütsülü hülyâ ile, gözler kızgın; Sanki zincirdekiler hep boşanıp zincirinden, Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Galeyana geldi mi mantık savuşurmuş… doğru. Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru. Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının; Kafalar tütsülü hülyâ ile, gözler kızgın; Sanki zincirdekiler hep boşanıp zincirinden, Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

 Bu mısralarda Âkif hürriyete değil, hürriyetin ölçüsüzlük ve başıboşlukla karıştırılmasına tavırlıdır.

Yeni yönetime bağlanan umutların ömrü fazla uzun sürmedi, hayal kırıklığı çabuk geldi. Balkan hezimeti, katliamlar, zulümler, kaybedilen Rumeli, binlerce insanın vatan toprağından sökülüp göçe zorlanması… Yaşanan acıların kelimelerle tarifi yok. Felaketlerin ağırlığı Âkif ‘in şirinde sitemli bir yakarışta dönüştü:

Ya Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felahı! Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun! ‘Yandık’ diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında (nefha: İlahî esinti) Ya Râb bu cehennemle tûfan arasında Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Ya Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felahı! Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun! ‘Yandık’ diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında (nefha: İlahî esinti) Ya Râb bu cehennemle tûfan arasında Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bu haykırışlarda İslam âleminin yok olma tehlikesine, putçuluğun, yeniden gün yüzüne çıkması ihtimaline duyulan büyük bir endişe var. Âkif’in serzenişinde, “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin?”  diyen Hz. Musa’nın korkusu var:

Eyvah! Beş on kâfirin imanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık.

Eyvah! Beş on kâfirin imanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık.

Acılar hiç bitmeyecek gibi, savaşlardan bitap düşmüş insanımız, bir de I. Dünya Savaşıyla cepheden cepheye koşuyor, felaket........

© Mir'at Haber