GENÇLERE İDEAL VERMEK: CAHİT OKURER’DEN MÜMTAZ TURHAN’A
GENÇLERE İDEAL VERMEK: CAHİT OKURER’DEN MÜMTAZ TURHAN’A
“Gençlere ideal veriniz!” diye bir söz aklımda kalmış. Ziya Gökalp, Peyami Safa, Nurettin Topçu böyle bir söz söyleyebilirdi. Acaba hangisinin sözü diye araştırırken Peyami Safa’nın “İdeal Veriniz, İdeal!” başlıklı yazısına rastladım. İlk paragraftan itibaren büyüsüne kapıldım:
“Bilirim, ideal ne verilir ne de alınır. Kahraman, sanatkâr, filozof yapılı büyük adamlar, adamların en büyükleri, milletin ruh izbesinde saklı iştiyakı (güçlü istek, derin arzu, özlem) bütün dolgunluğu ile kendi ruhunda duyar, fırlar haykırır, yığının karanlık hamlesini aydınlatır ve şuurlandırırlar. İdeali olmayan millet yok, fakat idealinin farkında olmayan, neyi seveceğini şaşırdığı için dostunu düşmanından ayırmayan millet çoktur. Fikir ve heyecan planında cephe buhranı, iman buhranı, ideal buhranı geçiren memleketlerde bütün bu tezatlar ve tereddütler korkunç bir ahlak buhranı doğurur.”[1]
“Bilirim, ideal ne verilir ne de alınır. Kahraman, sanatkâr, filozof yapılı büyük adamlar, adamların en büyükleri, milletin ruh izbesinde saklı iştiyakı (güçlü istek, derin arzu, özlem) bütün dolgunluğu ile kendi ruhunda duyar, fırlar haykırır, yığının karanlık hamlesini aydınlatır ve şuurlandırırlar. İdeali olmayan millet yok, fakat idealinin farkında olmayan, neyi seveceğini şaşırdığı için dostunu düşmanından ayırmayan millet çoktur. Fikir ve heyecan planında cephe buhranı, iman buhranı, ideal buhranı geçiren memleketlerde bütün bu tezatlar ve tereddütler korkunç bir ahlak buhranı doğurur.”[1]
Bizim milletimizin de neyi sevip neyi sevmeyeceğini şaşırdığı, dostunu düşmanından ayıramaz olduğu, iman buhranı ve ideal buhranıyla bunaldığı dönemleri olmuştur. Böyle zamanlarda fikirleriyle ve hizmetleriyle önderlik eden filozof yapılı büyük adamlarımız, sanatkârlarımız, kahramanlarımız da iyi ki olmuştur. Bu büyük insanlar, adanmışlık ruhuyla çalışarak ülkenin geleceğini inşa edecek nesilleri ve ilim adamlarını yetiştirmişlerdir.
1950’li yıllar, ülkemizde, köyden şehre göçün başladığı, kültür değişmelerinin yoğun yaşandığı yıllardır. Bir taraftan Batı ve özellikle Amerikan-Hollywood kültürünün etkisi gündelik hayatın içinde hissedilirken diğer taraftan dinî ve geleneksel değerlerin görünürlüğü güçlenmektedir. İşte böyle bir zamanda hem eski medeniyetimizin değerlerini bilen hem de Batı’yı iyi tanıyan büyük fikir adamlarımız üniversite gençlerine sahip çıkıyorlar. Zaman zaman evlerine davet ederek ya da uygun ortamlarda bir araya gelerek memleket meselelerini konuşuyor, onlara vatana, millete faydalı birer şahsiyet olmalarına yönelik telkinlerde bulunuyorlar. O yıllarda babam hukuk öğrencisi; Nurettin Topçu’nun, Ali Fuat Başgil’in sohbetlerine katılanlardan biri. O meclislerde hem güzel bir dost çevresi edinmiş hem de bu güzel insanların fikirleri, karakterini şekillendirmiş.
Bugünkü yazımızda milletimizin geleceğini kendine dert edinen, hizmeti görev bilmiş insanlarımızdan, Prof. Dr. Mümtaz Turhan ve Cahit Okurer’in hikâyelerini Doğan Cüceloğlu’ndan edindiğimiz bilgilerden yola çıkarak onları tanıtmaya ve tavsiyelerini anlamaya çalışacağız.
Önce Doğan Cüceloğlu’nu Mümtaz Hoca’ya götüren hikâyesiyle başlayalım. Doğan Cüceloğlu, Silifke’den Ankara’ya okumaya gelmiş, şehir hayatına alışmaya çalışıyor. Edebiyat ve kompozisyon öğretmeni olan Cahit Okurer, Cüceloğlu’na ne olmak istediğini soruyor. Mühendis olmak istediğini söylediğinde öğretmen “Vatana millete hizmet için mesela psikoloji alanında bilim insanı olmak istemez misin?” diye soruyor. Cahit hoca, ülkenin sorunlarının temelinde eğitim sisteminin bozuk oluşunu, eğitim sistemini de Türk psikologların düzeltebileceğini gerekçe olarak gösteriyor. Cüceloğlu, hayalinden bile geçirmeye cesaret edemediği bir alanda çalışmaya kendini........
