menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN AHMET İBN HANBEL

8 0
latest

KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN AHMET İBN HANBEL

Sünni doktrinin dört kurucu imamlarından biri olan Ahmet ibn Hanbel (h. 241/m. 855), diğerleri gibi hayatı baskı, işkence, hapis ve yoksullukla geçti. Yaşadığı sıkıntılara rağmen meşru görmediği sultan ve halifelerden atiyye/hediye kabul etmedi, iktidarlarını meşru görmedi, görev dahi almak istemedi. İmam Şafii’nin ısrarı ve iknasıyla, biraz da merkezdeki Halife’nin zulmünden kaçmak üzere Yemen’de basit bir görev kabul etti. Yemen’e giderken parası yoktu, annesi ona yol parası verdi.

Halife Me’mun (öl. 218/m. 833), “Kur’an mahluk mudur, değil midir” tartışmasından Mutezile’nin din görüşünü resmi mezhep ilan edince (h. 212/m. 827) Ahmet ibn Hanbel bu kararı reddetti. Bu konunun ilk defa Emeviler döneminde Ca’d bin Dirhem tarafından ortaya atılıp Cehm bin Safvan (128/745) tarafından savunulduğu ileri sürülür. Belki de ilk defa bu konu, Dımaşk’ın önemli teologlarından Yuhann ed Dımaşki’nin Müslümanlarla tartışırken, “Madem Kur’an’da İsa için ‘Allah’ın kelimesi’ (4/Nisa, 171) deniyor, bu durumda kelime/Allah’ın kelamı ezeli-yaratılmamış olması gerekmez mi?” şeklinde bir soru ile gündeme gelmiş olabilir. Yuhanna, “kelime”yi ayetin bağlamından cımbızla çekip İsa’nın tanrılığına veya tanrılık vasfına delil olarak öne sürmüştür, ama ayet İsa’nın “Meryem’in oğlu ve Allah’ın elçisi olduğunu” hatırlatıyor, dolayısıyla “kelime”den yaratılmamış ilah manası çıkmaz. Mamafih bir kere kelam meclislerinde konuşulmaya başlanınca arkası geldi, mesele kelami/felsefi bir tartışma olmaktan çıktı, iktidar ile iktidara muhalefet eden ulema arasında bir mücadele aracına dönüştü. Nitekim, Mutezile’nin “Kur’an yaratılmış” tezi resmi görüş olunca başta halife olmak üzere, bütün devlet/bürokratik görevliler ve kurumlar devreye girip bu tezi yaygınlaştırıp başta muhaddisler ve fakihler olmak üzere ulemaya ve halka kabul etmek üzere seferber oldular. Resmi görüş ilanından sonra mesele tümüyle siyasileşmiş bulunuyordu. Ehl-i hadis veya Ehl-i rey, Kur’an yanında hadislere sarıldı. Hadise sarılmalarının bir sebebi, Emeviler’den başlamak üzere iktidarların kendilerini meşrulaştıracak profesyonel hadis uyduracak elemanları istihdam etmeleri; diğeri de zaten kurucu imamlar Edille-i Şer’iye’nin kaynaklarını Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas olarak belirlemişti, dolayısıyla Sünnet’in aktarıcı aracı olan Hadis olmadan yol almak mümkün değildi.

Bu noktada, samimiyetle Sünnet’e ve hadislere sarılan sivil ulemanın konumunu, baskı altında yaşadıkları iktidarlarla olan mücadeleleri tayin etmiştir.

Başlangıçta Me’mun, bu konuda herkesi kendi görüşünde serbest bırakıyordu, süren tartışmalarda tezin inandırıcılığını kaybettiğini görünce, Mutezile’nin bu yöndeki görüşünün herkesçe zorla da olsa benimseneceğini ilan etti (h. 218), böylece İslam tarihinin en karanlık, acılı mihne dönemi başlamış oldu. m. 833’te Me’munla başlayıp, Mu’tasım (218-228/833-842) ve Vasık’la (228-233/842-847)’la devam edip, Mütevvekkil (233-247/847-861) ile resmen sonlandırıldığı kabul edilir, ama mihnenin daha çok sürdüğünü söyleyenler de var.

“Mihne” döneminin özelliği devletin, benimsediği resmi din görüşünden farklı düşünen alimlere baskı uygulaması, onları görüşlerinden vazgeçirmeye çalışmasıydı.  mihneye maruz kalan, belli başlı alimler, muhaddisler ve fakihlerdi. Devlet genellikle üç yol izliyordu. İlki çok yönlü sorguydu. Devlet yakaladığı veya istihbarat elemanlarıyla takibe aldığı alimlerin Halk-ı Kur’an konusunda ne düşündüğünü tespit etmeye çalışır, ona göre soruşturmayı yürütürdü. İkinci aşama eğer devletin yasak ilan ettiği görüşe sahipse, onu görüşünden vazgeçirmek için tehditkâr tebligatta bulunarak aksi görüşünden vazgeçirmeye çalışırdı. Sorguya alınan kişi görüşünü değiştirmiyorsa, durumuna göre kırbaçlanır, bu da kâr etmiyorsa hapse atılırdı. Söz konusu cezalara çarptırılanlar kamu haklarından da mahrum bırakılırdı. (Fe-suphanallah, sanki bugünkü gibi!)

Philip Hitti, bu tutum ve uygulamaya “engizisyon” der. [1] Burada altını çizmemiz gereken dört nokta şudur:

İslam tarihinde resmi/amir düşünce, inanç, ekol-mezhep uygulamasını başlatanlar sivil ulema değil, siyasi iktidar olmuştur.

Muhaddis ve fakihler resmi din görüşüne ilk karşı çıkanlar olup ağır bedeller ödemişlerdir.

Muhaliflerini sıkı eleştirmişlerse de ulema ifade özgürlüğünden ve çoğulculuktan yana olmuştur.

Siyasi iktidarın herkese baskı ve işkence yolu ile kabul ettirmek istediği din görüşü Mutezile’ninki olmuştur; akılcı Mutezile bir anda devletin resmi din görüşü-mezhebi oluvermiş, zindanlarda çürüyen muhaddis ve fakihlerin ceza gerekçesini tedarik etmiştir.

Bu dört husus, mezhep kurucu Sünni imamların karakteristik prensipleri ve mezhep ilkeleridir; bugünün Ehl-i sünnet savunucuları ise kurumsal Sünniliğin etkisinde sivil değildirler, doğrudan veya dolaylı iktidarların denetimindedirler; devletlerin ve hükümetlerin resmi din kuruluşlarına itirazları yoktur; genel tutumları ötekileştirmek ve İslam dairesinin dışına çıkarmak yönündedir; her ne kadar Mutezile’yi “hak mezhep” kabul etmeseler de, aslında din-devlet ilişkisinde Mutezilidirler, baskıdan yanadırlar. [2]

Mutezile gibi her konuda zihinleri kışkırtan, aklı öne alan mezhep mensuplarının, bir sultan tarafından resmi mezhep ilan edilmesini nasıl içlerine sindirdiğini anlamak mümkün değil. Resmi görüşün uyguladığı Mihne, her ne kadar iktidarın ameli idiyse de, buna alet olduğu için Mutezile itibarını kaybetti. Müslüman düşünce evreninde son derece verimli tartışma ve ufuk açıcı müzakerelere vesile olacakken, kendini basit bir iktidar uğruna heba etti, kendine yazık etti. İktidarla organik ilişki içinde olan her görüş, kişi veya grup itibar kaybeder, tarihin adil hâkimi ve hakemi olan ma’şeri vicdanın hükmü budur!

Şa’bi, Kurra’ya yani alimlere reva görülen mihnenin bid’at olduğunu söyler. İlk defa mihneyi Abbasi halifesi icat etmiş değildi, öncesinde Emeviler de bu yola başvururlardı, Medine ehlinin büyük alimlerinden Said bin Müseyyeb (h. 94/m. 712) buna maruz kalanlardandı. İki suç işlemişti. İlki, kızının onun oğluyla evlenmesine razı olmadı; diğeri, halife Abdulmelik bin Mervan’ın oğluna biat etmeyi reddetti. Emevi mihnesine maruz kalan diğer büyük alim Said ibn Cübeyr (aynı tarih) idi. İbn Cübeyir........

© Mir'at Haber