ERDOĞAN’IN YERİNE KİM GELECEK?
ERDOĞAN’IN YERİNE KİM GELECEK?
Herkesin bir hesabı var, Allah’ın ise bir hükmü? Galib olacak olan Onun hükmüdür. La galibe illallah.
Kural bir: Biz kendimizi değiştirmeden Allah’ın bizim hakkımızdaki, ezeli bilgisi ile takdir ettiği şey neyse o gerçekleşecek. Kural iki: Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah (cc) hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah (cc) bilir. Kural üç: Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımızla kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Kural dört: kim kimin adayı ise, bizden beklenen mevcutlar içinde en iyisini seçmektir. Adaylar belli olmadan tercihte bulunmak bizi rıza’ya ulaştırmaz. Hele birileri kendi adayını seçtirmek için hileye başvurursa, o iş onlar için gazab vesilesi olan “dua ile istenen bela”ya dönüşür. Kural 5: “Göklerin ordularının komutası”, ya da “göklerin hazinesinin anahtarı” kimsenin elinde değildir. Kural 6: Kim neyi ihtirasla isterse, o onun imtihanı olur. Kural 7: Her topluluk layık olduğu gibi idare olunacak. Sonuçta tencere yuvarlanacak, kapağını bulacak.
Bize düşen en akıllı (bilgi, hikmet ve tecrübe sahibi), en dürüst ve en cesur adayı seçmek. Derneklerde, vakıflarda da böyle olmalı, tabi siyasette de. Bu anlamda muhalefette de aynı özelliklere sahip insanlara ihtiyacımız var. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Yusuf, Hz. Zulkarneyn üzerinden örnekler verilir. Emanet ve adalet ilkesi en çok atıf yapılan konulardır. Kitab’ta “zulüm” “adaletin yokluğu şeklinde tanımlanır. Ve siyaset velayet değil, vekalet müessesedir. Yetkisini halktan alan, halka hesab veren, şeffaf, ehliyet ve liyakatten, Şûrâ’dan ayrılmayan biri olmalı. Siyaset kul hakkının en yoğun olduğu emanet müessesesidir. Mahkeme kadıya mülk değildir.
Kur’an- Kerimde Adalet / Adil Olmak En çok tekrarlanan ve en ağır vurgu yapılan vasıfların başında gelir. (Nisa 58): “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Bu konu sadece mahkemede geçerli bir konu değil. (Sad 26): “(Davud’a hitaben) Biz seni yeryüzünde halife (yönetici) yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet; nefsin hevesine uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır.” (Nisa 135): “Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutan şahitler olun.” Akrabalarını, partinizi, ülkenizi, hemşehrilerinizi, cemaat yakınlığını, ideolojik paydaşlarınızı öne sürmeyin. Her zaman Allah’ın rızasını gözetin. Adalet, yöneticinin en temel yükümlülüğüdür; taraf tutmak, adam kayırmak, rüşvet, nepotizm reddedilmiştir.. (Nisa 58) ayeti: Emanet (yönetim, görev, yetki) ehline (bilgili, yetkin, güvenilir, adil olana) verilmeli. Bizde Kamu malı ve kaynakları “Yetim hakkı” olarak tanımlanır ve bunu gözetmeyenlerin namazları bile kabul edilmez.
(Yusuf 55): Hz. Yusuf‘un “Beni ülkenin hazinelerine memur kıl, çünkü ben iyi koruyan ve bilgiliyim” demesi, liyakatini ortaya koyması örnektir. Hz. Ömer (r.a.): “Ben halifeyim, halkın en fakiri gibi yaşarım” diyordu. Ehliyetsiz, bilgisiz, yetersiz kişiyi yönetici yapmak zulümdür ve doğrudan bu ayete aykırıdır. Yönetici İlim / Bilgi, Hikmet sahiplerini dost edinmeli/ Basiret sahibi olmalı, Kafir, Münafık, Mülhid, Müfsid, Fasık, Müstekbir ve Mütrefinlerden uzak durmalıdır.
(Âl-i İmrân 159)’da istişare konusunda şöyle denir: “(Ey Peygamber) Onlarla istişare et. İş konusunda karar verdiğin zaman da Allah’a tevekkül et.” Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir yönetici kesinlikle tek başına karar almamalı, Takva sahibi, Allah Korkusu ve Ahiret Bilincine sahib olan biri olmalı.
(Furkan 74)’de topluma rehberlik konusunda deniyor ki, “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve zürriyetimizden gözümüzün nuru olacak kimseler ihsan et ve bizi takva sahiplerine imam (lider/önder, rehber) kıl.” (Hud 112)’deki çok açık ve net:: “O halde emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar ve taşkınlık........
