İSLAM DÜŞÜNCESİNDE DOKTRİNLEŞME, SİSTEMLER VE İNSANIN ANLAMI
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE DOKTRİNLEŞME, SİSTEMLER VE İNSANIN ANLAMI
İslam düşüncesi, dinamik, devingen ve ilkeli bir yapıya sahiptir. O yüzden kendisine yönelik değiştirme arayışları hep akim kalmıştır. Çünkü samimiyet içinde hareket eden bir âlim, hakikati inşa edecek ve ortaya çıkartacak bilgiye her zaman rahatlıkla sahip olabilmiştir. İşte İslam düşüncesinin tarihi burada saklıdır. İslam, mümini samimi ve rızayı bariyi önceleyen bir makama taşır. Bu makamda ise kendisine ilahi inayet üzere yardım gönderilir ve hakikat tezahür eder. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur.
Fıkıh, Kelam ve diğer bilgi okulları süreç içerisinde gelişerek doktrinleşmiştir.
Oluşan her yaklaşım ve bakış ile teorik çerçeve karşı karşıya kalınan bir durumun sonucu elde edilmiş bir noktayı işaret eder. Çöl ortamından ve şiir gibi edebi ve tasviri bir zeminden bilim ve akıl gibi farklı bir zemine sıçramak öyle kolay olmamıştır. Bilakis, İslam Düşünce tarihi çalışanlar ve okuyanlar, bu sürecin sancılı ve birçok farklılığın bu zeminde tezahür ettiğini görebilirler. Ayrıca, iktidar, güç ve merkezde olma arzusunun da belirleyici bir tetikleyici olduğunu söylemek asla tekabül eder. İki önemli olgu, başka bir düşünce serüveni ve yapısı ile karşılaşma, iktidar ve güç temerküzü konusundaki arzu ve istek, mevcut birçok mezhebi bakışı beslemiştir. Bunun dışında kalan ve Ehl-i Sünnet olarak tanımlanan konum ise bu çatışmalardan Müslümanca bir duruşa sahip olma iradesi sonucu ortaya çıkan bir olgudur.
Örneğin bir İmam Gazali gelişen sürecin sonunda ortaya çıkan bir ürün gibidir. İmamı Gazali öncesi, Eşari ve Cüveyni gibi zatlar olmadan, onlardan önce Hasan el Basri gibi bir zatın varlığı, meseleyi doğru anlamak konusunda önemli ipuçları sunacaktır. Özellikle, doktriner mezhepler ve onların imamları ile Hadis literatürü ile ilgilenen bir ilim yolculuğu yapan zevatın varlığı da ayrıca şükre vesile kılınmalıdır.
Fahreddin er Râzî ile birlikte devam eden süreçte İslam düşüncesi giderek daha sistematik bir yapıya kavuşmuş ve zamanla doktrinleşmiştir. Bu doktrinleşme sadece teorik bir çerçeve oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda büyük medeniyetlerin zihniyet dünyasını da şekillendirmiştir. Nitekim hem Selçuklu hem de ardından Osmanlı medeniyeti, bu düşünce mirasının etkisi altında gelişmiş; insanın ahlâka yaklaşımı, tabiata, hayvana ve bitkiye bakışı, hatta ahirete yönelişi de bu çerçeve........
