menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müslümanlar nasıl birlik olur?

17 0
09.03.2026

İslâm âleminin koruyucu rolünü üstlenen Büyük Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecine girmesiyle başlayan fetret dönemi; Müslümanların üç asırdır Batı karşısında mağlubiyet psikolojisine esir olmasına, ezilmesine, zulme uğramasına, batıl karşısında çare ve çözüm üretemeyen bir topluluk olmasına yol açmıştır.

Artık Müslümanların hâmisi rolünü üstlenecek, Müslümanların süper gücü Osmanlı Devleti olmadığına göre, Hristiyan Siyonist ABD ve Yahudi Siyonist İsrail’in yeryüzündeki zulmüne karşı mücadele edecek güçlü devletler bloku oluşturma zorunluluğu hâsıl olmuştur. Bu zorunluluğu, Millî Görüş lideri Necmettin Erbakan Hoca yıllar önce ifade etmiş ve çözüm yollarını da göstermiştir.

Erbakan Hoca’nın sunduğu çözüme göre, önce bütün İslâm ülkelerinin iştirakiyle “İslâm Birliği (İslâm Birleşmiş Milletler Teşkilatı)” kurulacak. Bu birliğin bünyesinde “İslâm Savunma Paktı (İslâm NATO’su)” kurularak askeri iş birliği tesis edilecek, Müslümanlar her türlü zulüm ve haksızlıktan korunacak. İslâm İşbirliği Teşkilatı kurularak İslâm ülkeleri üniversiteleri ve araştırma enstitüleri ile hakkı üstün tutan bir zihniyet tesisi için mücadeleye başlayacak. Müslüman ülkeler, kendi para birimine “İslâm dinarı”na geçecek. Erbakan Hoca, Müslümanların ekonomik iş birliği için D-8’leri kurmuştu. Bunun canlandırılmasıyla Müslümanların yeryüzünde güç olması gerçekleşecek.

Hristiyan Siyonistlerle Yahudi Siyonistlerin iş birliği yaparak Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada uğratması, Müslüman coğrafyayı kan, gözyaşı ve zulme mahkûm etmesi karşısında Müslümanların, “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez” (Maide Sûresi, 51) ayeti ve devamındaki: “Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun Peygamberi ve namaz kılan, zekât veren ve rükû eden müminlerdir” (Maide Sûresi, 55) ayetlerini iyi idrak etmesi gerekir.

Müslümanların kendi aralarındaki hukukunu tahkim etmek için Müslümanları kardeş ilan eden Allah-ü Teâlâ, “Müminler (dinde) ancak kardeştirler. Onun için (ihtilâf ettikleri zaman) iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve (Allah'ın emrine muhalefet etmekten) sakının ki, merhamet olunasınız” (Hucurat Sûresi, 10) buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderir. Kim bir Müslüman’ın kusurunu örterse, Allah da kıyamet gününde onun kusurunu örter” (Buhari, Mezâlim 3, Müslim, Bir 58) buyurmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir hadislerinde, “Birbirinizle kinleşmeyiniz, hasetleşmeyiniz, birbirinize yüz çevirmeyiniz (küsmeyiniz). Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz…” (Buhari, Edeb, 5) buyurmaktadır.

Siyonist kâfirler aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak tahrif edilmiş Tevrat ve tahrif edilmiş Yuhanna İncil’indeki kehânetler etrafında birleşmiş, Arz-ı Mev’ud hayaline doğru ilerlerken Müslümanların birleşmemesi düşünülemez.

Kur’an-ı Kerim’deki, “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) yapışın, parçalanmayın…” (Al-i İmran Sûresi, 103), “Allah’a ve Resulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider…” (Enfâl, 46) emirleri ile Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, “Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye eder, ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim…” (Tirmizi, Fiten 7) tavsiye ve emirlerini yerine getirmek için irade göstermek birinci adımdır. İkinci adım olan kalpleri birbirine yaklaştırmak Allah-u Teâlâ’ya aittir. Zira Kur’an-ı Kerim’de: “Müminlerin kalplerini birbirine ısındıran O’dur (Allah’tır). Eğer sen, yeryüzünde bulunanların hepsini harcasaydın onların kalplerini (böylesine) ısındıramazdın. Fakat Allah, onların arasını sevgiyle birleştirdi. Çünkü Allah, her şeye galibdir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Enfal Sûresi, 63) buyurmaktadır.

Allah-u Teâlâ’nın emrettiği, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) uygulayarak tavsiye ettiği “Vahdet”e erişebilmek için halka ve liderlere düşen görevler vardır:

Halklara düşen görev: Müslüman halklar, Siyonist lobilerin emrine girmiş, köleliği içselleştirmiş liderleri göndererek, Müslümanların izzet ve şerefini koruyacak, devletin gücünü kullanabilecek, kınayanın kınamasından korkmayan, yerli ve milli liderleri iktidara getirmeli; iktidara getirdikleri liderlerin hayırlı işlerinde yanında yer almalı, yanlış yaparlarsa uyarmalıdır.

Liderlere düşen görev: Bilinçli halk kitleleri tarafından iktidara getirilen liderler, iktidarın Siyonist lobiler tarafından değil Allah-u Teâlâ tarafından verildiğini (Hac Sûresi, 41) aklında tutarak, halkına, milletine ve İslâm ümmetine faydalı işler yapma iradesini ortaya koymalı, adaleti ve insafı asla terk etmemelidir.


© Milli Gazete