İnsana Bahşedilen Dört Büyük Nimet- I
Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de insanı şerefli yarattığına işaret ederek şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki, biz insanoğlunu şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık” (İsra Sûresi, 70). İnsanın ahsen-i takvim yani en güzel şekilde yaratılması hakkında ise şöyle buyurmaktadır: “Elbette biz insanı en güzel şekilde yarattık” (Tin Sûresi, 4).
İnsanı şerefli ve en güzel şekilde yaratan Allah-ü Teâlâ, insana sayısız nimetler bahşetmiştir. Kur’an-ı Kerim’de “Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayıp bitiremezsiniz” (Nahl Sûresi, 18) buyrulmaktadır. Elbette, Allah-u Teâlâ’nın insana bahşettiği nimetler saymakla bitirilemez. Ancak dört nimet vardır ki, bunlar insanda tam olduğu zaman dünya ve ahirette mutluluk yakalanır; eğer bu dört nimet eksikse, insanın hayatı hep eksik olur, aslâ mutlu olamaz.
Allah-u Teâlâ’nın kullarına bahşettiği nimetlerin başında iman nimeti gelir. İnsan, iman edip salih ameller işleyerek hem ahireti kazanır hem de dünyada huzurlu bir hayat sürebilir.
İman nimetinin anlaşılabilmesi ancak “yaratıcı ve kul” kavramlarının iyi bilinmesiyle mümkündür. Sadece insanı değil, bütün bir kâinatı yaratan, ilim ve hikmet, güç ve hüküm sahibi bir yaratıcının, yaratılış safhası, yaşam ortamı, hayatını devam ettirmesi için gerekli altyapı olmak üzere her alanda kendisine muhtaç ve aciz bir kula yüklediği sorumluluğun başlangıcı olan “bezm-i elest”teki misakla başlayan süreci görmek gerekir. Bundan dolayıdır ki “yaratıcı ve kul” arasındaki bağ daha yaratılış aşamasında kulun, Rabbinin otoritesini kabul etmesiyle başlamıştır.
Şerefli bir kul olarak insan, daha yaratılış aşamasında Rabbi’nin, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” (A’raf, 172) cevabını vererek kulluğunu ikrar ile yaratıcının yegâne güç ve hüküm sahibi olduğunu kabul ederek “emanet”i yüklenmiştir. Bunun için, “Ne zamandan beri........
