menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyal Çürüme Nasıl Önlenir?

4 0
yesterday

Bismillâhirrahmanirrahîm!

OKUL saldırıları, şiddet, uyuşturucu bağımlılığı, ahlâk tahribatı ve toplumun huzur ve barışını bozan olayların yaygınlaşması gibi sonuçlar, geleceğimiz konusunda toplumu endişelendiriyor. Genellikle yöneticiler, önceden tedbir almak yerine; çok kere olay sonrası harekete geçiyorlar. İş işten geçtikten sonra da, pek çok kişinin canı yanmış oluyor.

Nice sosyal ve tabiî facialar yaşadık. Her birinde canlarımız yandı. İhmal ve tedbirsizlikleri konuştuk. Deprem çadırlarının satılması, orman yangınları, 78 canın yandığı otel faciası, sel felâketleri okul cinayetleri, grizu patlamaları ve daha niceleri… Çok kere olayın sıcaklığı ile hepimizin gündemine giriyor; zaman ilerledikçe unutuluyor. Erbakan Hocam şöyle derdi: “Âlim tehlikeyi gelmeden görür; cahil geldikten sonra!”

Yaşanan bu olaylarla hepimiz imtihan ediliyoruz. Bunu bilmeyen yok. Bu, yetmez. İmtihan olduğumuz konuda üç görevimiz var: 1. Tedbir: Olayın iyi sonuçlanması için bütün tedbirleri alacak; çareler arayacağız. 2. Tevekkül: Tedbirlerin bitip aciz kaldığımız noktada Allah’a tevekkül edeceğiz. Kula düşen her işte tedbirli olmaktır. Her sorunun çözümünün en başında tedbir gelir. 3. Rıza: Olayla ilgili Allah’ın takdir ettiği sonuca razı olmaktır. Buna, “Rıza makamı” denir.

Dikkat edin! Tedbir, tevekkülden önce geliyor. Hz. Ömer (R.A.) bir kişiyi gördü. “Deveni ne yaptın?” diye sordu. O kişi, “Devemi salıverdim; Allah’a tevekkül ettim” deyince; “Önce deveni sımsıkı bağla; sonra Allah’a tevekkül et” buyurdu.

OKULLARDA, arada istenmeyen olaylar yaşanıyordu. Nisan ayında yaşananlar dikkatleri tam anlamıyla okullar üzerine çekti. Eğitimin yanlışlıkları sorgulanmaya başladı. Okul cinayetlerinin ilgi çekici bir örneği 17 Aralık 2017 günü Ödemiş’te yaşandı. Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından pompalı tüfekle öldürüldü.

2 Mart 2026’da, İstanbul Çekmeköy’de matematik öğretmeni Fatma Nur Çelik, ders sırasında 17 yaşındaki saldırgan öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Olayı öğrenince eğitimci Nurettin Topçu’nun öğretmenlerle bir araya geldiğinde söylediği sözünü hatırladım: “Sizden çok şey istemiyorum. Öğrencilerinize adalet ve merhamet duygusu kazandırın, yeter.”

Nisan ayı eğitim camiası ve Türkiye için “üzüntü verici” geçti. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 14 Nisan 2026 günü, okulun eski öğrencilerinden 2007 doğumlu saldırgan Ahmet Koyuncu Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi’ne gelerek silâhla rasgele ateş açtı. 16 kişi yaralandı; saldırgan öldü. Pompalı tüfekle yapılan saldırıda, öğrenciler panik içinde kaçıştılar.

Olayın ertesi günü de, Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinin Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşananlar facia noktasındaydı. Okulun 14 yaşındaki öğrencisi İsa Aras Mersinli, sırt çantasıyla 5 silâh ve 7 şarjörle okula girerek hedef gözetmeden 9 öğrenci ve matematik öğretmeni Ayla Kaya’yı öldürdü. 13 öğrenci yaralandı. Saldırganın babasının emniyet mensubu, annesinin öğretmen olması düşündürücüydü. Birkaç gün önce babası oğlunu poligona silah atışı için götürmüştü.

OKUL baskınları; Gülistan Doku ve Narin Güran cinayetleri; öğrenciler arasında şiddet, akran zorbalığı ve çeteleşmenin artışa geçmesi gösteriyor ki, toplumda muazzam bir manevi boşluk var. Gençlere ahlâk ve maneviyat eğitimi verilmediğinden, öğrenciler yanlışlar arasında bocalayıp duruyor. Yaşadıklarımız dünün, bugünün sorunu değil; yıllarca ihmal edilmiş “manevi eğitim boşluğu”nun faturasıdır.

Erbakan Hoca hep anlatırdı: “Her okula bir polis gönderilmesini bırakın; her gencin başına bir polis dikseniz bile bu problemi çözemezsiniz! Önemli olan her gencin kalbine Allah korkusu yerleştirmektir. Cenab-ı Allah’ın sevgisini, İslâm dininin muhabbetini koymaktır.”

Bu sebeple, saldırgan zihniyetin oluşturduğu sorunlara en gerçekçi çözümü Saadet Partisi ortaya koydu. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM Meclis Grubu’nda yaptığı konuşmada, çocuklarını koruyamayan bir düzenin içindeyiz, diyerek şunları anlattı: “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar, ahlâkî çürümenin üstünü örtemedi. İktidara soruyorum: 24 yıl boyunca ne ektiniz de, ne biçmeyi umuyorsunuz?” (22 Nisan 2026)

12 Eylül darbesi öncesi okullarda “Dindersi” okutuluyordu. Darbeci zihniyet bu dersin adını “Din Kültürü” olarak değiştirdi. İktidar yarım asırlık döneminde darbecilerden çok yakındı; ama, dersin adını “Dindersi” veya “İslâm dersi” olarak değiştiremedi. Kültür, genel bilgidir; İslâm ise bir inançtır. Bu ders, “İslâm dini dersi” olarak aslına döndürülmelidir. İslâmî bilgiler, Avrupa ülkelerindeki Müslüman öğrencilere “İslâm dersi” ismiyle veriliyor.


© Milli Gazete