menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aksâ, İmanın Kalbinde: İlk Kıblemiz Hakkında Bir Müslümanın Bilmesi Gerekenler

6 0
25.09.2026

tehlike büyüdüğünde gündemimize alacağımız geçici bir mesele veya Filistinlilerin ve Kudüslülerin uzaktan takip ettiğimiz yerel bir davası değildir. Bugün, Aksâ’ya yönelik ihlallerin ve saldırıların görüntüleri peş peşe gelirken her şeyden önce yeniden sormamız gereken temel soru şudur: Mescid-i Aksâ bizim için nedir? Allah Teâlâ bu mescide neden böylesine müstesna bir değer vermiştir? Aksâ, bir Müslümanın inancında, ibadet hayatında, tarih ve medeniyet şuurunda nasıl bir yere sahiptir? Yeryüzünde inşa edilen ikinci mescit, Müslümanların ilk kıblesi, Resûlullah’ın ﷺ İsrâ menzili, peygamberlere imam olduğu mekân ve kendilerine ibadet maksadıyla yolculuk yapılması teşvik edilen üç mescitten biri olması bize ne anlatmaktadır?

Mescid-i Aksâ’nın İslâm’daki değerini işgal meydana getirmedi; çağdaş siyasî çatışmalar da ona kutsiyet kazandırmadı. Aksâ, bugünkü işgalciler ortaya çıkmadan asırlar önce Aksâ idi; modern siyasetin sınırları çizilmeden önce mübarekti; devletler kurulup yıkılmadan, haritalar değişmeden önce Müslümanlar namazlarında ona yöneliyorlardı. Biz Aksâ’yı, başkaları üzerinde hak iddia ettiği için kutsal kabul etmiyoruz; Allah onu yücelttiği, Kur’ân’da adını zikrettiği, Resûlü’nün ﷺ en büyük mucizelerinden biriyle ilişkilendirdiği ve onu vahiy tarihinin ve ümmetin ibadet hafızasının ayrılmaz bir parçası hâline getirdiği için ona bağlıyız. Bu sebeple Aksâ’yı tanımak, onu korumanın ilk merhalesidir. Çünkü inançta kökleşen bir hakikati zihinlerden söküp atmak kolay değildir; şuurda yaşayan bir değer ise irade ve sorumluluk dünyasında karşılıksız kalmaz.

Aksâ’nın Tarihi Siyasî Haritalardan Çok Daha Eskidir

Ebû Zer el-Gıfârî’nin (r.a.) Resûlullah’a ﷺ, “Yeryüzünde ilk olarak hangi mescit inşa edildi?” diye sorması üzerine Allah Resûlü ﷺ, “Mescid-i Harâm” buyurmuş; “Sonra hangisi?” sorusuna, “Mescid-i Aksâ” cevabını vermiştir. Ebû Zer, “İkisi arasında ne kadar zaman vardı?” diye sorunca da “Kırk yıl” buyurmuştur. Hadisi Buhârî (3366) ve Müslim (520) rivayet etmiştir.

Bu nebevî beyan, Aksâ’yı zihnimizde doğru yere yerleştirmek için tek başına son derece önemlidir. Çünkü karşımızda yalnızca belirli bir tarihî döneme ait bir mabet değil, yeryüzündeki tevhid ve ibadet tarihinin derinliklerine uzanan bir mescit bulunmaktadır. Mescid-i Harâm’dan sonra zikredilmesi, Mekke ile Kudüs arasındaki manevî bağın modern çağın siyasî çatışmalarından, devletlerinden ve sınırlarından çok daha eski olduğunu göstermektedir. Diyanet kaynaklarında da Mescid-i Aksâ, Müslümanların ilk kıblesi ve yeryüzünde Mescid-i Harâm’dan sonra kurulan ikinci mescit olarak tanımlanmaktadır.

İslâm geldikten sonra bu kadim bağ, Müslümanların doğrudan ibadet hayatının içine yerleşmiş ve Beytülmakdis onların ilk kıblesi olmuştur. Berâ b. Âzib (r.a.) şöyle anlatır: “Resûlullah ﷺ on altı veya on yedi ay Beytülmakdis’e doğru namaz kıldı. Resûlullah ﷺ kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini arzu ediyordu. Bunun üzerine Allah, ‘Biz senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu elbette görüyoruz…’ [el-Bakara 2/144] âyetini indirdi ve o da Kâbe’ye yöneldi.” Hadisi Buhârî (399) ve Müslim (525) rivayet etmiştir. Böylece Aksâ, Müslümanların yalnızca tarihî hafızasında değil, namazlarında, Rablerinin huzurunda duruşlarında ve yönelişlerinde yer aldı. Kâbe ümmetin ebedî kıblesi olarak belirlenirken Aksâ da ilk kıble olma şerefini korudu; iki mescit tevhidin ve nübüvvet silsilesinin iki büyük nişanesi olarak Müslüman bilincinde birbirinden kopmadı.

Yerin Göğe Bağlandığı Mescit

İsrâ gecesi ise Mescid-i Aksâ’nın yerini Kur’ân’ın ebedî hafızasına kaydetmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, görendir.” (el-İsrâ, 17/1)

Aksâ, bu kutlu yolculukta sıradan bir coğrafî durak değildir. Allah Teâlâ onu, yeryüzündeki İsrâ yolculuğunun varış noktası ve semalara uzanan Mi‘rac yolculuğunun başlangıç mekânı kılmıştır. Böylece tek bir gecede Mescid-i Harâm ile Mescid-i Aksâ, Mekke ile Kudüs, son peygamber ile önceki peygamberlerin mirası arasında Kur’ânî ve ebedî bir bağ kurulmuştur. Nitekim âyetin “çevresini mübarek kıldığımız” ifadesi, klasik İslâmî kaynaklarda Aksâ ve çevresinin özel konumunun temel delillerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Enes b. Mâlik’ten (r.a.) rivayet edilen İsrâ hadisinde Resûlullah ﷺ şöyle buyurur: “Bana Burak getirildi… Ona bindim ve Beytülmakdis’e geldim.” Ardından, “Mescide girdim ve orada iki rekât namaz kıldım” buyurur; daha sonra ise “Sonra bizimle semaya yükselindi” der. Hadisi Müslim (162) rivayet etmiştir. Dolayısıyla........

© Milli Gazete