Çerçeve yasa meselesi
Bundan aylar önce bahsedeceğimiz konu ile ilgili bir yazı yazmıştım. Başlığı, “Olaylara temkinli yaklaşmak ve Barış Gönüllüleri” idi. Son kısmında “50 yıldır kangren olmuş bir mesele ile binlerce sayfa yazı yazılsa az kalacaktır. Takdir edersiniz ki; bunu tek bir yazı ile anlatmak da mümkün değildir. Bu minvalde üzerine daha çok konuşulması gereken hususlar vardır ve konuşacağız da…” diye bitirmiştik. 2025 Mayıs ayında yazdığımız yazıdan bu yana süreç ağır bir şekilde devam etmişti. Bugün ise artık farklı bir düzlemdeyiz.
Gündemi en çok işgal eden konuların başında bazıların ikinci çözüm süreci dedikleri esasında hükümetin “terörsüz Türkiye” olarak isimlendirdiği süreç gelmektedir. Siyasi tarihimize "Çerçeve Yasa" adıyla geçecek olan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos 2026'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Çok uzun süredir meclise gelmesi beklenen yasa, alınan bilgilere göre üzerine tam mutabakat sağlanma süreci uzadığı için meclisin kapanmasını da geciktirmiştir. Nitekim mecliste yapılan görüşmeler yaklaşık on iki saat sürmüş, görüşmelerin ardından ise 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oyla yasalaşan düzenleme, "terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda yürütülen sürecin hukuki iskeletini oluşturmaktadır. Sadece on iki maddeden ibaret olan bu metin, görece kısa hacmine rağmen, Cumhuriyet tarihinin en hassas meselelerinden biri olan PKK/KCK'nın silahlı varlığının sona erdirilmesi ve bunun toplumsal-siyasal sonuçlarının yönetilmesine dair bir dönüm noktasını temsil etmektedir.
Bakınız bu noktada ilk düşülmemesi gereken hata şudur: “Her şeyin arkasında Amerika vardır”… İkinci olarak “Neden şimdi?” sorusuna verilen olumsuz cevaplar da kafa karışıklıklarına neden olmaktadır. Bunlara ek olarak birçok -se ve -sa’lar ayrıca “acaba”lar bulunmaktadır. Neler olacağını süreçte göreceğiz.
Yasa ne yapıyor ne de yapmıyor?
Kanunun kapsamını doğru okumak, üzerine inşa edilen tartışmayı da doğru konumlandırmak için gereklilik arz etmektedir. Kanunun metnine bakıldığında, terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgüt propagandası yapma ve örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla, örgüt lehine terörizmin finansmanına ilişkin suçları kapsayan birtakım başlıklarla ilgili düzenleme yapmaktadır. Ancak burada kritik bir sınırlama var: Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 öncesinde işlenip müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışında tutulmaktadır. Bu istisna, düzenlemenin bir "genel af" olmadığını göstermesi bakımından önemli ipucu sunmaktadır. Birtakım değerlendirmelerde de “Bunda ne var, açık açık belli bir terör örgütüne genel af diyemezlerdi ya” diyenler olduğu da görülmektedir. Bu bağlamda devlet, yaptığı çalışmalarda daha önceki çözüm sürecinde olduğu gibi toplumsal aidiyeti artırmak için il veya yerel bazlı çalışma yapmaktan kaçınarak süreci daha dikkatli veya halk nezdindeki tepkileri ön plana çıkartmadan yürütmeyi hedeflemektedir. Zira niyet ne kadar iyi olursa olsun araya giren kanın durdurulması kadar, kanın oluşturduğu sosyal ve psikolojik etkileri de gidermek çok çok zordur. Bir manada birine........
