menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarih’i tekerrür diye Tarif ediyorlar (M.Akif)

15 0
07.03.2026

“Tarih, sadece hatırlamak için değil, hesaplaşmak için vardır.”

Şaban Turhal’ın Millî Gazete’mizdeki 03 Mart 2026 tarihli belgeli yazısı bu cümle ile başlıyordu.

Rahmetli Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in MTTB’de vereceği son konferansının hazırladıklarını yapıyorduk. Hazırlanacak afiş ve pankartlara yazılacak “isim” geldiğinde, itirazımızı seslendirdik.

“Muhasebe” kelimesiydi seçilen. İş Bankası müfettişliği sıfatı da olan Üstad, banka ve şirket soğukluğu taşıyan bu isme itirazımızı kabul etmiş, konferansın adı “Hesaplaşma” olmuştu.

“Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni alır” diyen Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un fethinin bir hesaplaşma olduğunu tarihe kayıt ettirmişti.

“Dün ABD üslerini kapatacak irade vardı” başlıklı yazısındaki iki belge Şaban Turhal’ın, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin 26-27 Temmuz 1975 tarihli nüshalarının ilk sayfalarıdır.

Hürriyet’in “Üslere el koyduk” ve Milliyet’in “ABD bayrağı indi, Türk bayrağı çekildi” sürmanşetleri 100 puntoluk harflerle yazılmıştı.

Yarım asır önceki Türkiye gücünü ve tavrını belgelerken, hesaplaşma çağrışımıyla nereden geldik sorusuna cevap aramamıza da yardımcı oluyor Şaban Turhal.

Amerika İran’a operasyon planlarken Türkiye ile temas kurdu.

O gün mecliste sadece 24 milletvekili bulunan merhum Necmettin Erbakan net bir duruş sergiledi:

‘Sayın Demirel, Sayın Ecevit! Eğer bir tezkere çıkarır İncirlik Üssü’nden bir tane uçak kalkar, İran’da bir Müslümanın burnu kanarsa bu meclisin gök kubbesini sizin kafanıza geçiririz.’

Ve Erbakan, 24 milletvekiliyle bir tane uçak kaldırtmadı.”

Tarih, hesaplaşma için bilinecekse, aynı konunun işlendiği 02.03.2026 günkü “BOP eş başkanlığı söylemiyle başlayan süreç” başlıklı yazısında da bir hatırlatması var yazarımız Şaban Turhal’ın; hesaplaşma merakına ateş düşüren bir anlatımla.

“Bir zamanlar bugün TBMM Başkanlığı makamında bulunan Numan Kurtulmuş, HAS Parti Genel Başkanı olduğu dönemde yaptığı bir konuşmada ‘İsrail en büyük zaferini AKP sayesinde kazandı’ demiş ve dönemin Başbakanı için ‘Kalbi Ali, dili Muaviye’ ifadesini kullanmıştı. O gün söylenen bu sözler, bugün yaşanan gelişmeler ışığında yeniden hatırlanmayı hak etmiyor mu?”

Konumuz Sayın Kurtulmuş'un politik seyrüseferi olmadığından, “Kalb ve dil” üzerinden yaptığı demeci sorgulamayacağız.

Dilini kullanarak kalbini anlatan bu ülkenin bir insanına verilmiş ve kitaplara yazılmış bir cevabı, “Üslubu beyan, aynıyla insan” deyimimizin şemsiyesi altında, bir ramazaniyelik olarak sunarken, kahramanlarının da rahmetle anılmasını arzulayacağız.

“«Mahir İz Hoca» belgeselinde Mustafa Özdamar’ın, M. Niyazi Özdemir anlatıyor.

“O tarihlerde bir gün komünizmi telin mitingi yapacağız. Bize biraz bez lazım, üzerine yazı yazacağız. Azız o zamanlar, bir avuç insanız üniversitede. Hepimiz de garibanız zaten, paramız pulumuz yok fazla. Karın tokluğuna anca yetiyor harçlıklarımız.

İşte o günlerde bir manifaturacıya gittik, Zaptiye Ahmet'le. Bez isteyeceğiz adamdan. Adam zengin, Müslüman.

Söyledik derdimizi, biz kıçımızı yırtıyoruz!.. Ne dese beğenirsiniz adam?

Bizi dinledi, dinledi... Ben, dedi, zekatımı verdim amma, kalbim sizinle!

Bizim Zaptiye Ahmet'in tepesi attı orda tabi. Ve adama: Kalbini... –bilmem ne edeyim senin ulan!– dedi, sakatatçı değilim ben. Ciğerci dükkanı açacağımı mı sanıyorsun? Bize bez lâzım.”

ZAMAN GAZETECİLERDEN BELLİ OLUR

Cem Küçük, küçük küçük bilir. Bilenleri bilir. Cem Küçük, Türkçe bilir.

“Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan da 45 uçağın yerli ve milli uçakla yapılacağını biliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a başta bilgi verilmemiş. Erdoğan bu konuyu bilmiyormuş. Erdoğan’a yanlış bilgi veriliyor. Hepsi yerli ve milli motorlu yapılacak diye biliyormuş.”

Cem Küçük, ne satılmış, ne satılmamış bilir; takdir etmesini de bilir.

“Köprü satılmıyor, gelirleri satılıyor. Gayet iyi hareket.”

Ahmet Hakan diplomaları bilir, sahiplerini bilir. Gereğini yapabilir, muhteşem sevdiği kelimedir.

Bir gereğini yapan Ahmet Bey bilinir, bir de Sarı Çizmeli Mehmet Ağa.

Hesapları ödenmiştir.

“Çapın yetmiyorsa, süper güçlere kafa tutmayacaksın abi. Çapına göre hareket edeceksin. Azıcık rasyonel olacaksın.”

Çapcı geçinir, cepçi tescillidir.

Kül yutmaz, kafa tutmaz. Kafasından tutulmuştur, çok rasyonel olmuştur.

Herkese abi demez, küçüklere vaaz etmez.

Lümpenleri bilir, raconu bilir, insafı bilir. Neler neler bilir; geriye ne kaldı bilir.

“Çünkü şimdikilerin dişine kan değmiş bir kere. Kuralsız, merhametsiz ve tamamen ‘lümpen’ bir hırsla saldırıyorlar.

Gençleri uyuşturucuyla zehirleyip, milletin malına mülküne çökerken ne bir ‘racon’ biliyorlar ne de bir ‘insaf’ Mafya bile bu denli yozlaştıysa, toplumun vicdan terazisinin ne kadar saptığını varın siz hesap edin.

Eskiden suçun bile kendine göre bir ‘raconu’ vardı, şimdi sadece dövmeli bir vahşet kaldı geriye.” (Nerde o eski mafyalar- Salih Tuna-Sabah Gazetesi-21,02,2026)

15 Nisan 1986 ABD’nin Libya’ya saldırısı ve Milli Gazete manşetleri..

16 Nisan: Tüm ABD hedeflerine saldırın!(Kaddafi)

17 Nisan: ABD alçaklığını pahalı ödeyecek!

18 Nisan: Saldırı karşılıksız kalmayacak!

19 Nisan: Çocuk katilleri!

20 Nisan: ABD cezalandırılmalı!

21 Nisan: ABD yeni saldırı için fırsat kolluyor!

RP Libya’nın yanındayız.

İktidar partisi transferlerle ayakta durmaya çalışıyor.


© Milli Gazete