Türk askeri çekilirse Kıbrıs Gazzeleşir! (2)
Bugün Türkiye’nin garantörlüğü yerine NATO’nun, Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler’in veya başka bir uluslararası yapının güvence vermesi önerilmektedir. Bunu savunanlara Kıbrıs’ın yakın tarihini hatırlatmak gerekir. Kıbrıs 1878’de Osmanlı Devleti’nin hükümranlığı devam etmek kaydıyla geçici olarak İngiltere’nin yönetimine bırakıldı. Bu düzenleme, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı destekleyeceği bir ittifak ve güvenlik ilişkisi içinde yapılmıştı. Ancak İngiltere, Birinci Dünya Savaşı başlayınca 1914’te adayı tek taraflı olarak ilhak etti; Türkiye de İngiliz egemenliğini 1923 Lozan Antlaşması’yla tanımak zorunda kaldı. Yani Kıbrıs, bir büyük devletle yapılan ittifak ve dış güvence düzeni içindeyken Osmanlı hâkimiyetinden koparıldı. Büyük devletlerin verdiği güvenceler, onların çıkarları değiştiğinde adanın Türk egemenliğinde kalmasını sağlayamadı. Girit de büyük devletlerin garantisi altında iken elimizden kaydı gitti…
BÜYÜK DEVLETLERİN GARANTİSİNE GÜVENMENİN TARİHÎ SONUCU
Tarih bize şunu öğretmektedir: Kendi gücünüzle korumadığınız egemenliğinizi yabancı devletlerin sözü koruyamaz. Bugün Türkiye’nin garantörlüğünü kaldırıp yerine NATO’yu, AB’yi veya başka bir uluslararası mekanizmayı geçirmek isteyenlerin teklifine bu tarihî tecrübe ışığında bakılmalıdır. Türkiye’nin garantörlük hakkı doğrudan, hukuki ve etkindir. Başka devletlerin veya örgütlerin vereceği güvence ise siyasi karar süreçlerine, vetolara ve değişen çıkar hesaplarına bağlı olacaktır. 1963-1974 döneminde BM Barış Gücü adadaydı. Ancak Kıbrıs Türkleri ortaklık devletinden silah zoruyla dışlandı. Türk yerleşim birimleri saldırıya uğradı. Türk halkı kuşatılmış bölgelerde yaşamaya zorlandı. Uluslararası güçlerin varlığı bu saldırıları durduramadı. Katliamı durduran uluslararası gözlemciler değil, Türk Silahlı Kuvvetleri oldu.
YUNAN-RUM İKİLİSİ, SOYKIRIMCI SİYONİSTLERE DÖNÜŞÜR
Bu nedenle; Türk askerinin yerini hiçbir yabancı güç tutamaz. Türkiye’nin garantörlüğünün yerini NATO alamaz. AB’nin siyasi sözü, Mehmetçik’in fiilî güvencesinin yerine geçemez. BM mekanizması, Türkiye’nin tek başına müdahale hakkına eş değer değildir. Kıbrıs Türk halkının güvenliği, geçmişte kendisini koruyamamış yapılara teslim edilemez. Türk askeri Kıbrıs’ta çekildiği zaman; Kıbrıs Türklerinin yaşadığı bölgelerin Gazze’ye döneceğinden. Yunan ve Rum ikilisinin de soykırımcı Siyonistlere dönüşeceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın! Yeniden müzakere denilen masada ne olacaktır? Rum tarafı “her şey masada” dese de kendi temel çerçevesini çoktan belirlemiştir. Masaya getirilmek istenen somut başlıklar şunlardır: KKTC’nin devlet varlığının tartışmaya açılması… İki devlet siyasetinin tasfiyesi… Federasyonun yeniden tek çözüm modeli hâline getirilmesi… Crans-Montana’ya kadar oluşan yakınlaşmaların ve Türk tarafınca daha önce tartışılmış tavizlerin bağlayıcı sayılması… Güzelyurt’un ve Maraş’ın yeniden pazarlık konusu yapılması… Mülkiyet meselesi üzerinden Türk tarafının toplumsal ve ekonomik yapısının sarsılması… Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünün kaldırılması… Türk askerinin tamamen çekilmesi, azaltılması veya çekilmesinin bir takvime bağlanması… Türkiye’nin garantörlüğü yerine NATO’nun, Avrupa Birliği’nin, BM gücünün veya başka bir uluslararası yapının ikame edilmesi… Türkiye’den Ada’ya yerleşen Türklerin statüsünün tartışmaya açılması… Doğal gaz kaynaklarının sözde ortak yönetim adı altında Rum tarafının uluslararası tanınmışlık avantajına bırakılması… Ercan Havalimanı’nın, limanların ve Maraş’ın “güven artırıcı önlem” adı altında taviz paketine dönüştürülmesi… AB hukukunun çözümün üst çerçevesi hâline getirilerek Kıbrıs Türk halkının kurucu ve egemen haklarının zaman içinde Rum çoğunluk içinde eritilmesi… Bütün bunların ortak hedefi bellidir: KKTC’nin egemen devlet niteliğini ortadan kaldırmak, Türkiye’nin garantörlüğünü sona erdirmek, Türk askerini adadan çıkarmak ve Kıbrıs Türk halkını Rum çoğunluğunun hâkimiyetindeki bir yapıya bağlamak.
“YAPICI BELİRSİZLİK” TUZAĞINA DİKKAT
Süreçte en tehlikeli yöntemlerden biri, “yapıcı belirsizlik” adı altında tarafların farklı yorumlayabileceği bir metnin önlerine konulmasıdır. Türk tarafına; “Egemen eşitlik unsurları var” denilebilir. Rum tarafına ise; “Federasyon zemini korunuyor” mesajı verilebilir. Metinde açıkça iki devlet denilmez. Ancak Türk tarafı masaya oturduğu anda süreç BM kayıtlarına yeniden federasyon müzakeresi olarak geçirilebilir. Türk tarafı egemen eşitlik temelinde görüştüğünü düşünürken, uluslararası kayıtlarda iki toplumlu, iki kesimli federasyon sürecine geri dönüldüğü........
